logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

HARP

Bütün hazırlıklar tamamlandı ve gözden geçirildi. O an Allah'ın Resulü ellerine bir kılıç aldılar ve buyurdular:

- Bu kılıcı hakkıyla benim elimden kim almak ister?

Sahabiler şevkle atıldı:

- Ben, ben, ben!..

Vermediler.

Şecaat ve celadet kahramanı Ebu Dücane Hazretleri ilerledi ve dedi:

- Bu kılıcın hakkı nedir, ey Allah'ın Resulü?

Varlık nuru buyurdular:

- Bu kılıcın hakkı, paramparça oluncaya kadar kafirin yüzüne çalınmasıdır!..

Muazzez sahabi aşk ve imanla sesini yükseltti:

- Ver, ey Allah'ın Resulü, o şartla alıyorum!

Verdiler.

Kılıcı üstünde şu cümleler vardı:

- Korkaklıkta mahcup olmak, ilerlemekte şeref var. İnsan, korkaklık göstererek, kaderin cilvesinden yakasını kurtaramaz.

Şanlı sahabi Hazret-i Ebu Dücane kılıcı alınca koltuk kabartarak ve salınarak yürüdü.

Şanlı ve ebedi Peygamberimiz bu hale bakarak dediler.

- Allah bu yürüyüş tarzını sevmez, amma bu yerde müstesna.

Ebu Dücane Hazretleri mübarek kılıcı aldı ve başına kırmızı bir sarık sarıp birbirine dalan ve birbirine giren safların önünde ileriye atıldı ve üst üste kâfirleri devirmeye başladı. Kâfirler kaçacak delik arıyor ve Ebu Dücane yıldırım gibi düştüğü yeri yakıyor.

Sahabi ulularından ve saadet kadrosundan Hz. Zübeyr (r.a), kılıcın, kendisine verilmeyişinden üzgündü. Kendi kendine:

- Allah'ın Resulünden kılıcı ben istedim Onu, benden esirgeyip tuttu onu Ebu Dücane'ye verdi. Hâlbuki ben halası oğluyum. Hem de Kureyş'tenim.

Onu, ondan önce kalkıp ben istemiştim. Beni bıraktı, onu, ona verdi. Vallahi, gidip bir bakarım. O, benden fazla ne yapabilecek sanki? Diyordu.

12345678910