EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI
HARP
Aşk ve iman kahramanı Ebu Dücane (r.a), başına kırmızı bir sarık sararak meydana çıkınca, Ensar'ın haykırdığı duyuldu:
- Ebu Dücane, ölüm alametini başına sararak meydana çıktı artık!
Ebu Dücane şevkle atılıp şöyle sesleniyordu:
- Ben, sevgilimle, hurmalıkların yanındaki dağ eteklerinde bulunduğumuz sırada, hiçbir zaman harp saflarının gerisinde kalmamak üzere sözleşmişimdir. Düşmanlara, Allah ve Resulünün kılıcı ile vururum!..
Gerçekten, Ebu Dücane, yıldırımdan bir kamçı olmuştu. Kime ve neye rastlarsa, onu vurup cansız yere seriyordu.
Müşriklerden biri Ebu Dücane'nin üzerine hücum etti ve amansız bir kılıç çaldı. Ebu Dücane, onun darbesinden kalkanıyla korundu. Kalkan, azılı kâfirin kılıcına takılıp bırakmadı.
Hamle sırası Hz. Ebu Dücane'ye gelmişti. (ya Allah!) deyip bir vuruşta onu yere serdi.
Ve şanlı Sahabi coştukça coştu. Ulaşabildiği, yetişe bildiği her şeyi yarıp yırtarak, kesip biçerek dağın eteğinde deflerle müşrikleri kışkırtan kadınların yanına kadar ilerledi. Kadınlar çığlık çığlık bağırdılar:
- Eyvah kırılıyoruz!
Fakat Ebu Dücane Hazretlerinin kılıcı havada dondu ve sesi ortalığı inletti.
- Korkmayın! Ben Allah Resulünün kılıcını sizin kanınızla kirletmem!
Manzarayı seyreden Hz. Zübeyr (r.a) der ki.
- Ebu Dücane'nin böyle, her tarafa yetiştiğini ve Utbe'nin kızı ve Ebu Süfya'nın karısı Hind'e kılıcını kaldırmışken, onu öldürmekten vazgeçtiğini görünce, kendi kendime: (Kılıcın kime verileceğini, Allah ve Resulü daha iyi bilir.). dedim.
Peygamber ordusu şahlanıyor.
Peygamber amcası Hazret-i Hamza, Allah'ın yenilmez aslanı Hazret-i Ali, Hz. Ebu Dücane ve diğer sahabeler müşriklerin saflarına yıldırım dibi daldılar ve kâfirleri doğramaya başladılar. Küfür safı sarsıldı ve bozgun baş gösterdi.


