EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEDİNE DÖNEMİ
NURLU LEVHALAR
Allah'ın Resulü azim bir ahlakın sahibiydi. Nerede bir hasta olsa ziyarete giderler, nerede bir cenaze olsa hazır olurlardı.
Bir gün huzurlarına bir kadın geldi. Bu kadın akılca biraz noksandı. Edep ölçülerini bilmediği için:
- Ey Allah'ın Resulü, dedi; seninle bir işim var! Ancak bunu sana tenhada söyleyebilirim.
İnsanlığın Efendisi buyurdular:
- Ya Umme fulanin! Dar yolların hangisini istersen bak ki ora da senin hacetini yerine getireyim (Müslim)
Beraberce yola çıktılar ve kadının istediği noktaya oturup onun derdini dinlediler.
Bu, sahabilerden Ummu Zufer isminde bir kadındı. Kendisi Peygamber zevcesi Hazret-i Hatice'nin başını tarayan bir kadındı.
Bir gündü. İnsanlığın Efendisi sıkıntılı bir haldeydi. Bir bedevi geldi, bir şey sormak için huzuruna girmek istedi. Sahabiler dediler ki:
- Bugün bir şey sormasan iyi edersin. Zira Allah Resulünün canı sıkıntılı.
Adam atıldı:
- Beni bırakın. Ben onu güldürmeden huzurundan ayrılmam!
Ve Âlemin Fahri'nin nur bağışlayan huzuruna varıp:
- Ey Allah'ın Resulü, dedi; duydum ki Deccal insanlara tirid yedirecek, yemeyen insanlar acından ölecek. Ne buyurursun, ben onunla karşılaşsam yemeyerek acımdan mı öleyim, yoksa yiyip karnımı doyurduktan sonra, yine onu inkâr ve Allah'a imanım üzere mi kalayım?
O an Nebiler Nebisinin yüzünde saadet gülleri açıldı, öyle tatlı gülümsediler ki, Mübarek dişlerinin pırıltısı etrafa ışıklar saçtı ve şöyle dedi:
"Hayır, sen ondan yeme, Allahu Teala seni acından öldürmez!".
O Allah Sevgilisi, İnsanlığın Efendisi ve Âlemler müjdecisi insanların en neşeli ve güler yüzlü olanı idi. Ancak vahiy geldiği anlar mübarek yüzünün rengi değişirdi. Ahireti hatırladığı zamanlarda ise bir başka manaya bürünürlerdi. Ve mübarek lisanlarından daima şu kelimeler dökülürdü:
"La havle vela kuvvete illa billâh!"


