logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEDİNE DÖNEMİ

NURLU LEVHALAR

Yumuşak kumda, atların tırnaklarından çıkan yumuşak sesten başka hiç seda yok. Ordu, billûrî bir ırmak gibi akıyor...

Allah'ın Sevgilisi, mukaddes başları göğüslerinde, her zaman olduğu gibi, tefekkür, düşünce ve ulviyetin en erişilmez iklimindeler.

Buyuruyorlar:

- Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz!

Sahabiler hayrette:

- Nasıl olur, ey Allah'ın Resulü!

Cevap veriyorlar:

- Cihadın büyüğü, tek kişinin kendi öz nefsiyle cenkleşmesi ve onu yenmesidir!

Ve sahabiler hayran hayran o güzele bakınıyorlar.

Bütün insanoğluna Allah müjdesini getiren cihan Peygamberi bir seferde sahabilerine bir koyun kesmelerini emir buyurdular. Sahabilerden biri kesmek işini üzerine aldı; öbürü yüzmek, üçüncüsü de pişirmek. Allah'ın Resulü:

- Öyleyse odun taşımak işi de benim üzerimde olsun! Buyurdular.

Sahabiler atıldı:

- Aman ey Allah'ın Resulü; her işi bize bırak, biz bu işe yeteriz!

- Yeteceğinizi biliyorum! Fakat siz çalışırken ben boş duramam ve nefsimi sizden üstün göremem!

İşte Allah'ın Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği...

Bir gün çıplak bir merkebe binmişlerdi. Kuba'ya gidiyorlardı. Yanlarında Hz. Ebu Hüreyre yürüyordu. Ona dediler:

- Seni merkebe alayım mı?

- Emir senindir, ey Allah'ın Resulü!

- Öyleyse arkama bin!

Aşk ve vecd çağlayanı Hz. Ebu Hüreyre (r.a) merkebe binmek için sıçradıysa da muvaffak olamadı, Allah'ın Resulüne yapıştı ve ikisi birden düştüler. İkinci defa da aynı hareket tekrarlanıp aynı şekilde ikisi birden düşünce, Allah'ın Resulü üçüncü defa tecrübe etmesini istediler. Hz. Ebu Hüreyre:

- Hayır, ey Allah'ın Resulü; seni düşürüp duruyorum! Dedi ve bir daha binmedi.

Kâinatın Efendisinin dudaklarında hayal üstü bir tebessüm belirdi.

123456