EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEDİNE DÖNEMİ
NURLU LEVHALAR
Sahabilerine sordular:
- Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?
- Hayır, Ey Allah'ın Resulü!..
- Öyle ise biliniz ki, Allah'ın kullarına merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden çok fazladır!
Enes bin Malik:
- Benim küçük bir kardeşim vardı. Serçeye benzer bir de kuşu vardı. Onunla oynardı.
Bir gün Kâinatın Fahri'nin huzurlarına girdi. Allah'ın Resulü onu mahzun görünce:
- Ne oldu, niçin böyle mahzun duruyorsun?
- Oynadığım kuşum öldü, ey Allah'ın Resulü!
- Vah, kuşsuz kalan çocuk! Dediler ve çocukla latife edip gönlünü aldılar.
Ve her ne zaman o çocuğu görseler şöyle seslenirlerdi:
- Ya Eba Umeyr! Nugayr ne yapıyor?
Bir gün saadetli huzurlarına bir adam geldi ve kendilerine nazarı değer değmez hayretle ürperdi, korkudan titremeye başladı. Varlığın sebebi olan Cenab-ı Peygamber bu adama gülümseyerek baktılar ve buyurdular:
"Korkma! Ben padişah değilim. Cebbar da değilim! Ben, Kureyşliler den fakir kadının oğluyum ki, Mekke'de kuru ekmek yerdi."
Yine nur devrinde bir gün Allah'ın Resulü, çölden kendisine hediye gönderen, kendilerinin de şehir hediyeleriyle mukabele buyurdukları ZÜheyr'i, Pazaryerinde gördüler ve hiç sezdirmeden arkasına geçip onu kucakladılar. Züheyr, kendisini kucaklayanın Kâinatın Efendisi olduğunu bildi ve omuz arkalarının Sonsuzluk Nebisinin göğüslerine yaslayarak bu mübarek göğüsten bereket toplamak istedi.
Sahabiler içinde latifeci bir kimse vardı. Peygamberler Peygamberine, kâh bal, kâh yağ hediye eder; sonra da bunları satan kimseyi huzura çıkarıp şöyle derdi:
- Ey Allah'ın Resulü! Ben sana ettiğim hediyeleri bundan satın aldım ve ücretini ödemedim sen ver! O zaman Allah'ın Resulü buyururlardı:
- Sen onları bana hediye getirdin! Parasını da senin ödemen lazım!
Ve gökleri aydınlatacak şekilde gülümserlerdi.
Adam da şu cevabı verirdi:
- Param yok; ne vereyim. Ama hediye arzusundan kendimi alamadım!
İnsanlığın Efendisi yine gülerdi ve paranın ödenmesini emrederdi.
Âlemlerin Efendisinde, yakınlarına ve sahabilerine şefkat, alaka ve muhabbet o dereceydi ki, her fert, Allah Resulünün en çok kendisini sevdiğini zannederdi.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de şudur:
Bir gün Allah'ın Resulü gördüler ki, Habeşliler gelmiş, kapı önünde def çalıyorlar. Mini mini çocuklar da etraflarını almış, tatlı tatlı seyretmekte. Hemen Hz. Aişe'ye seslendiler:
- Ya Aişe! Gel de şunları seyret.
Hazret-i Aişe (r.a):
- Ben de vardım, elimi Allah Resulünün omuzu üzerine koydum ve seyretmeye başladım. Allah'ın Resulü sordular:
- Aişe, seyre doymadın mı?
- Hayır, hayır, daha, daha!..
Oyunlar tamamlanıncaya kadar seyretmeme müsaade buyurdular...


