EFENDİMİZ (S.A.V)'İN HİCRETİ
HABEŞİSTAN'A HİCRET
Habeş hükümdarı Necaşi sevinçle elini yere uzatıp yerden bir saman çöpü aldı ve şevkle sesini yükseltti:
- Vallahi Meryem oğlu İsa da zaten, sizin söylediğinizden fazla bir şey değildir. Arada bir çöp kadar bile fark yoktur...
Necaşi'nin etrafındaki hükümet erkânı hayret ve dehşetle birbirlerine bakıyorlardı...
Necaşi bir anda iman devletine erdi ve onları payladı:
- Susunuz, susunuz!
Sonra Müslümanlara döndü ve gönlünün bütün samimiyetiyle haykırdı:
- Ey mutlu kişiler! Sizi ve yanından geldiğiniz zat'ı tebrik ederim! Ben şehadet ederim ki: O, Allah'ın Resulüdür. Zaten biz, O'nu, İncil'de bulmuştuk. O Resulü, Meryem oğlu İsa da müjdelemişti. Vallahi, eğer O ülkemde olsaydı, gider O'nun mübarek ayakkabılarını taşır, ayaklarını yıkardım!
Gidiniz! Ülkemin el sürülmemiş kısmında her tecavüzden korunmuş, emniyet ve huzura kavuşmuş olarak yaşayınız!
Size kötülük eden helak olur!
Size kötülük eden helak olur!
Size kötülük eden helak olur!
Ben, sizden herhangi bir adamı üzüntüye uğratıp da bir dağ altına malik olmayı arzu etmem!..
Gönlüne ilahi ışıkları dolduran Necaşi'nin şöyle dediği de rivayet edilir:
- Keşke şu sultanlara bedel Muhammed-i Arabî Aleyhissalatü vesselamın hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir.( Mektubat, B.Said Nursi).
Saadetin böylesi...
Allah'ın akıl ermez bir sırrıdır bu ki, Kureyş kâfirleri gözleriyle gördükleri halde Allah'ın Resulünü inkâr ederken, evet böyleyken O'nun cemalini bir kerecik bile olsun göremeyen Necaşi birden O'na teslim oluyor ve en taşkın bir aşk ve vecd içinde mübarek ayakkabılarını taşımakla şeref duyacağını haykırıyor...
Necaşi, Kureyş elçilerinin hediyelerini yüzlerine bir paçavra gibi vurdu:
- Benim bunlara ihtiyacım yoktur! Rüşvet de kabul edemem...
Müslümanlar orada huzur ve sükûn içinde bir müddet yaşadılar. Yüce Allah'a istedikleri gibi ibadet ettiler, istedikleri gibi Allah'ın kelamını okudular... Ve gönüllerine sağnak sağnak Hak rahmeti indi.


