EFENDİMİZ (S.A.V)'İN HİCRETİ
HABEŞİSTAN'A HİCRET
Hazret'i Cafer söz istedi:
Necaşi bu defa Hazret-i Cafer'e sordu:
- Siz sahip bulunduğunuz şeyi ne diye bıraktınız da başkasına uydunuz?
Amr:
- Onlar, şimdi senin ülkene gelip sığınmış, yamanmış bulunuyorlar.Biz onların geri çevrilmeleri için, babaları, amcaları ve kabilelerinin uluları tarafından sana gönderildik. Onları, kendilerinden olanlar, elbette başkalarından daha iyi bilir, kusurlarını da başkalarından daha iyi görürler ve azarlarlar...
Bu, ipe sapa gelmez sözler Habeş kralını son derece sinirlendirdi.
Hükümet adamla da aynı görüşü ileri sürdüler... Kral büsbütün kızdı ve öfkeyle haykırdı:
- Hayır, vallahi, çaresiz kalmış, çevreme konmuş, ülkeme sığınmış, beni başkalarına tercih etmiş kimseleri, bunlara teslim edemem! Ancak, onları çağırır, şunların onlara dair söyledikleri şeyleri sorarım... Gerçekten iş bunların dedikleri gibiyse mesele yok, onları kendilerine teslim eder, kavimlerine geri çeviririm. Fakat iş bunun tersi olursa, kendilerini kanatlarım altına alır, en güzel şekilde görür gözetirim...
Müslümanlar kralın huzurunda.
Selam verdiler, secde etmediler...
Necaşi'nin adamları Hazret-i Cafer'e sordu:
- Sen niçin hükümdara secde etmedin?
Hz.Cafer cevap verdi:
- Biz ancak Allah 'a secde ederiz!
- Niçin?
- Allah bize Resulünü gönderdi. O da Allah'tan başkasına secde etmemeyi bize emretti...
Müşriklerin sözcüsü atıldı:
- Biz bunların halini sana bildirmedik miydi?
Necaşi, peygamber sahabelerine hitap etti:
- Ey ülkeme sığınmış topluluk! Bana bildiriniz: Siz ülkeme niçin geldiniz? Haliniz nedir? Tüccar değilsiniz, bir isteğiniz de yok. O halde bunun sebebi hikmeti nedir? Peygamberinizin hali nedir?
Hz. Cafer cevap verdi:
- Ey hükümdar! Biz cahil bir millettik. Putlara tapardık. Leşleri yerdik. Her kötülüğü işlerdik. Akrabalarımızla münasebetlerimizi keserdik. Komşularımıza kötülük yapardık. Kuvvetli olanlarımız zayıf olanlarımızı yerdi! Yüce Allah, bize kendimizden; soyunu, sopunu, doğruluğunu, emniyetini, iffet ve nezahetini bilip duyduğumuz bir peygamber gönderinceye kadar, biz bu durumda ve bu tutumda idik... O nebiyi ahir zaman; bizi Allah'a, Allah'ın birliğine inanmaya, O'na ibadete, bizim ve atalarımızın Allah! tan başka tapına geldiğimiz taşları ve putları kırmaya davet etti. Doğru sözlü olmayı, emanetleri yerine getirmeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, günahlardan ve kan dökmekten sakınmayı bize emretti. Her türlü ahlaksızlıklardan, yalan söylemekten, yetimlerin malını yemekten, namuslu kadınlara dil uzatmaktan ve iftira etmekten bizi men etti... Hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın bir Allah'a ibadet etmeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi, oruç tutmayı bize emretti... Biz de o peygamberi tasdik ve ona iman ettik. Onun, Allah'tan getirip tebliğ eylediği şeylere tabi olduk. Hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın bir Allah'a ibadet ettik. Onun bize haram kıldığını haram, helal kıldığını da helal olarak kabul eyledik... İşte bu yüzden kavmimiz bize düşman kesildi. İşte bu sebepten kanlı ellerini gırtlağımıza takıp bize zulmetti. Bizi, dinimizden döndürmek, Allah'a ibadetten alıkoymak, putlara taptırmak için türlü işkencelere ve mihnetlere uğrattılar. Bizi, sırf İslam ile hayat bulduğumuz için perişan ettiler. Bize eski kötülüklerimizi yaptırmak için çırpındılar... Bizi mukaddes dinimizden, sevgili nebimizden ayırmak emeliyle yanıp tutuştular... Biz de senin yurduna, senin ülkene can attık ve sana sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himayene, komşuluğuna güvendik. Senin yanında zulme, haksızlığa uğramayacağımızı ümit ediyoruz! Selam verme işine gelince: Biz seni, Allah Resulünün selamı ile selamladık ki, birbirimizi de öyle selamlarız. Cennete gireceklerinin selamlarının da böyle olduğunu Allah'ın Resulü bize haber verdiler. Bunun için biz de seni öyle selamladık... Sana secde etmek hususuna gelince: Biz, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan başkasına secde etmekten Allah'a sığınırız!


