Gözlerimizin Nuru Efendimiz (s.a.v)
Eti, yağı, dediler ehli ilim, birbirinden, ne fazlaydı, ne az.
Etmis, ol beden serayın üstad, adl-ü dad ile, esasın bünyad.
İtidal üzere idi, pak teni, nura gark olmuştu, bütün bedeni.
Orta boylu idi, o Sidre mekân, ortalık, Onun ile buldu nizam.
Seyreden, mucize-i kametini, dedi hep, methedip hazretini.
Görmedik böyle, gül yüzlü güzel, boyu, hem huyu, hem yüzü güzel.
Orta boylu iken, Nebî, uzun kimseyle yürüseydi.
Ne kadar, uzun olsa idi, o erkek, yine yüksek görünürdü, Peygamber.
Uzun boylu olandan o cevher, yüksek idi, el ayası kadar.
Bir yol gitseydi, izzetle, hızlı yürür idi, gayetle.
Deriz, tarifi şerifinde yine, yürürken, eğilirdi önüne.
Yani, bir yokuştan iner gibi, daim önüne, az eğilirdi.
Şanlı, şerefli idi, o Celîl, İftihar eylerdi, rûh-ı Halîl.
Bir zatı ki, murat etse Hüda, her azası, olur elbet güzel.
Yolda giderken, eğer bir kimse, ansızın, Resulullahı görse,
Korku düşerdi, kalbine onun, yüksekliğinden, Resulullahın.
Hem de biri, Nebî ile, sohbet ederek, söylese kelam.
Sözlerindeki lezzet ile, o kişi, kul olurdu, kabul etse Resul.
Etmişti Onu, yüce yaradan, Hüsnü ahlakla, bi misli bedel.


