logo

logo

Gözlerimizin Nuru Efendimiz (s.a.v)

HİLYE-İ SAADET

İki kaşı arası, her zaman gümüş gibi görünürdü, ayan.
Mübarek yüzü, az yuvarlaktı, Derisi, berrak, hem de parlaktı.
Siyah kaşları mihrabı, onun, kıblesi idi, bütün cihanın.
Ortası yüksekçe görünürdü, yandan bakınca, mübarek burnu.
Çok güzel idi, çekme ve latif, edemez gören, Onu tam tarif.
Seyrek idi, dişlerinin arası, parlardı, sanki inci sırası.
Ön dişleri, ettikçe zuhur, her tarafı, kaplardı bir Nur.
Gülse idi, iki cihanın serveri, canlı cansız, her şeyin Peygamberi.
Görünürdü, ön dişleri, pek afîf, dolu daneleri gibi, çok latif.
İbni Abbas der, Habîb-i Huda, gülmeğe, eyler idi istihya.
Hem hayâsından O, dinin senedi, kahkaha etmedi derler, ebedî.
Nazik, mahcup idi, Resul-i Cenap, daim eyler idi, bakmaya hicap.
Yüzü benzerdi, yuvarlak aya, zatı aynaydı, yüce Mevla'ya.
Nûrlu idi hep, o veçhi hasen, bakılmazdı, tenevvüründen.
Gönüller aldı, o güzel Nebî, aşığı oldu yüz bin Sahabi.
Bir kerecik görenler, rüyada, dediler, böyle zevk yok, dünyada.
Hem güzel yanakları, bileler, fazla etli değildi, diyeler.
Anın etmişti, Cenabı Hak, severek, yüzün ak, alnın, açık.
Boynunun nûru, ederdi her an, saçları arasında, leme'an.
Mübarek sakalından, iyi bil, ağarmıştı ancak, on yedi kıl.
Ne kıvırcıktır, ne de uzun, her uzvu gibi idi, mevzun.
Gerdan-i pak-i Resûl-i afak, gayet ak idi ve gayet berrak.
Eshabı içinden, çok ehli edep, karnı, göğsüyle, birdi, dedi hep.
Açılsaydı, mübarek sinesi, feyz saçardı, ilim hazinesi.
Aska olunca, mahalli teşrif, başka olur mu, o sadrı şerif?
Mübarek sinesi, geniş idi, ilmi ledün, Ona inmiş idi.
Ak ve berraktı, o sadrı kebir, sanırdı görenler, bedri Münir.

1234