logo

logo

EFENDİMİZİN PEYGAMBERLİK YILLARI

VAHYİN TARİFİ

Vahiy; lügatte; işaret, kitabet, risalet, ilham, gizli söz, telkin ve teshir gibi çeşitli manalara gelmektedir. Din teriminde vahiy; yüce Allah'ın dilediğini, peygamberlerine çeşitli şekilde bildirmesidir...

VAHYİN ÇEŞİTLERİ

Vahiyler birkaç şekilde tecelli etmektedir:

Birincisi: Sadık rüyalar şeklinde... Rüyada ne görürlerse apaydınlık çıkması şekli...

İkincisi: Melek görünmeden, haberin kalplerinde tecellisi...

Vahiy meleği Cebrail'in, görünmeden, Allah Sevgilisi'nin kalbine bazı şeyleri ilham ve telkin ettiği olurdu. Kâinatın Efendisi de, bunların vahiy meleği tarafından ilham ve telkin edildiğini kesin bir bilgi ile bilirdi. Buna misal Resul-i Ekrem'in şu sözleridir:

- "Hiç şüphesiz, Cebrail benim kalbime şunu ilham etti ki; hiçbir nefis rızkını almadıkça ölmez! Öyle ise, Allah'tan sakınınız da rızkınızı sadece helalinden arayınız. Rızkınız gecikirse, onu, meşru olmayan yollardan aramaya kalkışmayınız. Çünkü yüce Allah'ın her ihsanı, ona bağlanmak, boyun eğmekle elde edilir."

Üçüncüsü: Cebrail'in insan suretine bürünerek getirdiği... Meleklerin sultanı Cebrail, (Dihyetü'l-Kelbi) ismindeki bir sahabenin şekline bürünüp gelirdi.

Dihyetü'l-Kelbi, sanki bir güzellik Yusuf'uydu. Yüzünde elmas elmas oynaşan parıltılar vardı... Erkek güzelliğinde o kadar çarpıcı bir fevkaladeliğe malikti ki, çarşı ve pazara çıktığında, halk yığın yığın sokaklara dökülüp o güzeli seyre dalardı...

Dördüncüsü: Vahyin çan sesleri gibi mehabetli sayhalarla gelmesi... Vahyin bu şekilde gelişi, Allah Resulü için, en ağır ve en çetin geleni idi. Resuller Serveri o dem, beşeriyet sıfatından sıyrılıp melekiyet sıfatına girerdi...

Cenab-ı Hakk'ın nazlı Nebisi, korkunç bir kervan yaklaşıyormuş gibi çan seslerinin öncülük ettiği bu tarza karşı o kadar şiddet hissi duyarlardı ki, en soğuk havada bile mukaddes alınlarından yıldız yıldız ter dökülürdü. O anda deve üzerinde olsalar, süvarisinin birdenbire omuzlarına binen sıklet ve şiddetten deve çöker, yere uzanırdı... Ve vahyin bu müthiş tecellisi, ne insan, ne de hayvanda takat bırakırdı.

Bir gün mübarek ayakları Zeyd bin-i Sabit'in ayağı üzerindeyken aynı hadise oldu. Zeyd'in ayağı kopacak, kırılacak gibi oldu, sanki şahmerdan altında ezildi... Zeyd avaz avaz bağırmamak için dişleriyle dudaklarını kanatıp durdu...

Birçok hadis âlimleri başta İmam-ı Taberani, Zeyd bin-i Sabit (r.a.)'den şu sözleri nakletmişlerdir:

- "Ben Allah Resulü'nün vahiy kâtibiydim. Vahiy geldiği zaman, Allah Resulü pek fazla ter dökerlerdi. Neden sonra ıstırapları açılır ve konuşmaya başlarlardı. Ben de yazardım. Çok defa vahiy anının şiddetinden ayağımın ezilecek gibi olduğunu duyardım ve bir daha o ayakla yürüyemeyeceğimi vehmederdim. Maide Suresi nazil olduğu vakit Allah'ın Resulü deve üzerindeydiler. Surenin ağırlığından devenin ayakları kırılacak gibi oldu ve deve yere çöktü... Öyle ani çöküş ki, deve tuz buz oldu sandık..."

123