logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MİRACI

MİRAC

Peygamberliklerinin onuncu yılında ve Recep ayının 27 sinde Kâbe'nin "Hatim" denilen yerinde, gece vakti, yanları üzerine yatmış uyuyorlardı.

Cebrâil (a.s) geldi ve mukaddes göğüslerini yardı. Kalbini, Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içini, iman ve hikmet doldurup eski hâline koydu.

Derken katırdan küçük merkepten büyük, uzun ve ak bir binit "Burak" getirildi. Burağa bindirildiler ve Cebrâil ile birlikte gittiler...

Burak, adımını, gözünün erişebildiği son noktaya atıyordu.

Bu minval üzere Kudüs'e vardılar. Kudüs Enbiya ruhlarının karargâhı olmuş, bütün peygamberler Allah Sevgilisini ve Kâinatın Efendisini istikbale gelmişler. Nebiyyi Ekrem onlara imam olarak iki rekât namaz kıldırdı. Sonra

Cibril-i Emin refakatinde Miraç denilen nur merdiveninden göklere doğru yükseldiler.

Göğün kapısına varıp vurdular:

- Aç!

- Sen kimsin?

- Cebrâil'im!

- Yanındaki kim?

- Muhammed Mustafa...

- O peygamber olarak gönderildi mi?

- Evet...

- Hoş geldi, sâfâ geldi...

Ve gök kapısı açıldı...

Allah'ın Resulü ve Cibril, dünya semasının üstüne çıktılar...

Kâinatın Fahri, orada oturan bir zat gördü. Onun, sağ ve sol yanında birtakım karartılar vardı. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca da ağlıyordu.

O zat Allah Resulünü görünce şöyle dedi:

- Hoş geldin, safa geldin, Salih Peygamber, Salih oğul!

Nebiyi Muhterem sordular:

- Bu kim, ya Cibril?

- Âdem'dir! Şu sağındaki, solundaki karartılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağındakiler, Cennetlik; solundakiler de Cehennemlik olanlardır. Sağına bakınca güler, soluna bakınca ağlar!..

12345678