EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ
EBU ZER GIFARİ
- Ey Ebu Zer işi gizli tut... Başkalarına hiçbir şey söyleme!.. Doğruca yerine gidip kabilene vaziyeti haber ver! Gizlice davranıp iman etsinler. Sen de ne vakit bizim meydana çıktığımızı işitirsen hemen gel, aramıza katıl!
Billüri bir ırmak gibi çağıldayan içi dışı aşk ve heyecanla dolan Ebu Zer Hazretleri cevap verdi:
- Seni bu Hak Din ile gönderen alemlerin Rabbine yemin ederek söylüyorum ki İslam ve imanı,kabilemin en kalabalık muhitlerinde en yüksek sesle telkin edeceğim...
Nebiler Nebisinden,tam ve ileri bir Müslüman olarak ayrılan büyük sahabi ve aşk madeni Hazret-i Ebu Zer ,artık kendisine malik olamayacak kadar ulvilik aleminin cezbesine dalmış deniz deniz köpürmüştür... İlk iş olarak Kabe'ye koştu ve müşriklerin karanlık suratlarına karşı haykırdı:
- Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki, Hz.Muhammed O'nun kulu ve resulüdür...
Kafirler canavara döndüler ve çığlık bastılar:
- Yürüyün şu dininden dönen herifin üzerine! Bildirin şunun haddini!...
Ve beyinlerinde iblislerin horon teptiği kafirler ellerine geçirdikleri taş, tahta,toprak ve kemik parçalarıyla Ebu Zer Hazretlerinin üzerine çullandılar ve onu iyice tartaklayıp elini yüzünü kana boyadılar.
Tam o sırada Kainat Efendisinin amcası Abbas yetişti. Ebu Zer hazretlerini pençeledi, ona siper oldu ve kurt gibi saldıran müşriklere seslendi:
- Ne yapıyorsunuz? Bu adamın kim olduğundan haberiniz var mı,onun Gıfar oymağının ulusu bulunduğunu biliyor musunuz? Ticaret yollarınızın onların toprağından geçtiğini unutuyor musunuz?...
Kurt gibi saldıran müşrikler Abbas'ın sözü üzerine Ebu Zer hazretlerini bıraktılar...
Yüce gönüllü sahabe Cenab-ı Ebu Zer (r.a) yine ulvilik alemlerinin cezbesi içinde ve bir gün sonra yine müşriklerin karşısına dikilip haykırdı:
- Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun Resulüdür...
Bu haykırış yine müşrikleri birbirine kattı ve yine Hz. Ebu Zer'in üstüne atladılar , yakasına yapıştılar , onu öldüresiye dövmeye başladılar... Fakat yine Peygamber amcası Abbas yetişti ve ilahi cezbenin ve bu coşkun örneğini yine kurtardı...
İslam ile şereflenen ve yepyeni bir hayata kavuşan Ebu Zer hazretleri Mekke'den çıkıp rüzgar rüzgar memleketine uçtu... Kardeşi Enes'i buldu ve gök gibi gürledi:
- Ey Enes Allah'ın Resulünü gördüm ve iman ettim. Hadi sen de koş ve derhal iman et!
Enes de en taşkın bir cezbe halinde iman etti...
Şimdi iki mümin annelerinin huzurundalar...
Anne, dediler; Mekke'de Allah tarafından gönderildiğini bildiren zatın davasını kabul ve bir görüşte kendisine iman ettik. Sende görmeden iman et ve büyük devlete er!...
Annenin de gönül dudakları kıpırdadı:
Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü...
Ve Ebu Zer hazretlerinin kabilesi Gıfar ocağı bu aşk iman nefesinin esişiyle bir hamlede yarı yarıya İslam ile hayat buldu. Gönüller billur billur çağladı ve saadetin en tatlısını yaşamaya başladılar...
İleride Allah Resülü,Hazret-i Ebu Zer hakkında şöyle buyuracaktır:
Dünyaya Ebu Zer'den daha doğru kimse gelmedi...
Allah Ebu Zer'e acısın ki, O, yalnız yaşar ve yalnız ölür ve yalnız haşr olunur!...


