EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ
EBU ZER GIFARİ
Sabah olur olmaz yine Beytullaha koştum. Maksadım Allah'ın Resulünü bulmaktı...
O genç yine geldi ve dedi:
- Hala istediğini elde edebildin mi? Dedi.
- Evet!
- Gel yine bize gidelim.
Ve yine beraberce gittik..
Nihayet bana maksadımı sordu:
- Bu memlekete ne maksatla geldin?
- Eğer gizli tutacağına söz verirsen sana anlatırım...
- Sırrını kimseye açmam...Bana güvenebilirsin...
- Bize bir haber erişti ki, burada bir zat zuhur etmiş, Ben Allah'ın Resulüyüm, diyormuş. Onunla konuşsun, görüşsün diye kardeşimi gönderdim...
- Sen bu hareketinle akıllılık ettin?
- Peki sen kimsin ?
- Ben Ali İbn-i Ebi Talib'im ve şimdi Allah'ın Resulünün yanına gidiyorum; sen de peşimden gel... Benim girdiğim yere sen de gir. Ve beni takip et...
Ali ibn-i Ebu Talib önümde ben arkasında yola koyulduk.Ve peş peşe Allah Resulünün huzuruna girdik ve hemen haykırdım:
- Selam sana olsun, ey Allah'ın Resulü... Şehadet ederim ki Allah'tan başka Allah yoktur ve şehadet ederim ki Sen onun Resulüsün...
Mukaddes yüzlerinde memnunluk ifadesi belirdi.
- Kimlerdensin?
- Gıfar kabilesindenim.
- Kime misafirsin?
- Kimseye misafir değilim ve geceli gündüzlü,üç gündür Mekke'deyim...
- Üç günden beri ne yiyip,ne içiyorsun?
- Yiyeceğim tükendi, Zemzem suyuyla geçindim. Hiç sıkıntı çekmedim , vücutça daha iyi hale geldim...
İşte benim ebediyet caddesine girişim ve İslam ile şereflenişim böyle oldu...
Vecd ve heyecan madeni büyük bir insan Ebu Zer, hemen teslim olduğu Allah Resulünden şu emri aldı:


