logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

ÇILDIRAN KÜFÜR

Bu korkunç ve alçak teklifi müşriklerden biri hemen yerine getirdi. Fırladı, koşarak deve ölüsünün yanına gitti, işkembeyi adamın elinden aldı, kucakladı, hemen geri döndü, secdeye varmış bulunan Allah'ın Sevgilisinin mukaddes sırtına koydu...

Manzarayı gören kâfirler hazlarından, ağızları bir karış açık, katıla katıla gülmeye başladılar...

Bu yürekler dağlayan, canlar yakan, gök kubbeyi yıldız yıldız eritecek ve üzerine çöktürecek kadar şenaatte tesirli manzarayı, Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a) anlatmakta devam ediyor:

- Hali gören biz o kadar nefret ve dehşet hissi duyduk ki, bir an ne yapacağımızı bilemedik. Kalabalık içinde bizi müthiş bir korku yakaladı. İşin nereye gittiğini anlayamadık... Hamle edemedik ve işkembeyi Allah'ın Resulü mukaddes başı secdede, sakin ve hareketsiz bekliyordu... Öldürücü anlar geçti. Nihayet koşarak gelen bir insanın ayak sesleri... Haber almış olacak Nebiler Nebisinin kızı Fatıma-i Zehra yetişti. Mukaddes babasının sırtından Kureyş kâfirlerinin vicdanından daha az pis olan işkembeyi alıp attı. Allah'ın Resulü hep secde halinde. Fatıma mukaddes babasına edilen bu muameleden o kadar teessür duydu ki, müşriklere en ağır kelimelerle hitap etti:

- Ey Allah'tan korkmaz adamlar! Benim babamdan ne istiyorsunuz?

Allah'ın Resulü de başını secdeden kaldırdı ve Allah'a niyaz etti:

- Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum!

Bu duayı üç defa tekrar ettikten sonra tek tek isim saydılar:

- Allah'ım! Amr b.Hişam'ı, Ebu Cehil, Utbe b.Rebia'yı, Şeybe b.Rebia'yı, Velid b. Utbe'yi, Umeyye b.Halef'i, Ukbe b.Ebi Muayt'ı , Umare b. Velid'i sana havale ediyorum!..

Aradan yıllar geçtikten sonra ben bu kâfirlerin Bedir muharebesinde tek tek ölüp gittiklerini ve üst üste bir kuyuya gömüldüklerini ve içlerinden hiç birinin kurtulmadığını gördüm...

Evet... Kafaları kanayan Kureyş kâfirleri Allah'ın Sevgilisine böyle eza ve cefa ettiler. Ellerinden ve hayallerinden gelen her çirkinliği işlediler...

Fakat onu yine yolundan bir nefes olsun döndüremediler...

Allah'a giden büyük çile yolu böylece açıldı... Bu yol, belki ateşten bir vadi gibi kaynıyordu. Ama değil mi ki, bu yolun sonu Allah'a varıyordu... O zaman her çile çekmeye değerdi... Ve Allah için çilelerin çilesi, mukaddes çile çekiliyordu...

O Nebiler serverine daha neler yaptılar, neler?

Mukaddes başlarına toprak saçtılar...

Saadethanesinin kapısına, beş parmaklarını canavar pençesi halinde kullanıp kan izleri çektiler...

Ebu Talib'in karşısına dikildiler:

- Onu bize ver, hakkından gelelim! dediler...

Ebu Talib' den öldürücü darbeyi yediler:

- Hiç olur mu? Kardeşimin oğlunu size teslim etmek olacak şey mi? Eğer dişi deve yavrusundan yüz çevirirse ben de size Muhammed'i vereyim!..

123