EFENDİMİZ (S.A.V)'İN HİCRETİ
HÜZÜN YILI
Kan yuvası gözler hayretle açılıyor ve akıllar kamaşıyor. İman etmek şöyle dursun, Allah'ın Sevgilisinin başına taşlar yağdırdılar ve mübarek ayakları yaraladılar. Zeyd Hazretlerinin başı da birkaç yerinden taşla yaralandı...
Gökyüzünde fıkırdayan güneş, yeryüzünde sivri taşların akrep dişleri ve Taiflilerin amansız hücumu... Kezzap yağmuru gibi yağan taşlar. Öyle bir an geldi ki, İnsanlığın Efendisi adım atacak takati kendisinde bulamadı.
Yol üstünde küçük bir bağ vardı. Taifliler Allah'ın Resulünü bu bağa kadar taşlamışlardı.
Cihanın kıblesi, Allah elçisi, deniz huylu o tertemiz Peygamber (s.a.v) bir gölgelik altına sığındı ve mukaddes ellerini kaldırıp şöyle dua etti: - İlahi! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü, ancak sana arz ederim, (ancak sana şekva ederim). Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp de dalına bindiği gibi çarelerin Rabbi sensin...
İlahi! Huysuz, yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dost bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin...
İlahi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim minnetler, belalara hiç aldırmam. Fakat, senin sıyanetin (esirgeyiciliğin) bunları göstermeyecek kadar geniştir!..
İlahi! Gazabına uğramaktan, rızasızlığa duçar olmaktan, Senin nur-i veçhine sığınırım. O nura ki, bütün karanlıkları parıl parıl parlatır. O nura ki, dünya ve ahret işlerinin ıslahı yalnız ona vabestedir.
İlahi! Sen razı olasıya kadar, işte affını diliyorum. Bütün kuvvet, her kudret ancak Sendedir, ya Rabbi!
Buhari ve Müslim'den bir arada rivayet:
Hazret-i Aişe (r.a) bir gün Allah'ın Resulünden soruyor:
- Ey Allah'ın Resulü! Hiç Uhud Gazası'ndan daha belalı bir günün oldu mu?
Kâinatın Efendisi cevap veriyorlar:
- Vallahi senin kavminden öyle cefa çektim ki, Uhud'taki kafilelerden o kadarını görmedim!...
Ve devam buyuruyorlar:
- Başımı kaldırdım. Bir bulut üzerime gölge salmıştı. Bulutta Cebrail'i gördüm. Nida edip dedi: Allah, senin onları dinine davet ettiğini gördü ve işitti. Karşılığında sana neler yaptıklarına da şahit oldu.Ne dilersen emretmen için dağlara hükmeden meleği gönderdi.
Cebrail'in sözlerinden sonra o melek de gelip bana nida etti:
- Selam sana, ey Allah'ın Resulü! Allah, sana, kavminin nasıl davrandığını gördü ve beni sana gönderdi. Ben dağlar meleğiyim. Ne istersen emret! Dilersen onların üzerine iki dağı kavuşturayım! Ben razı olmadım ve meleğe cevap verdim: Benim isteğim odur ki, Allah onların kanından, kendisine Tevhid edecek, kendisine ibadet edecek ve ortak koşmayacak nesiller yaratsın. Muradım budur... (Mevahib-i Ledüniye).


