logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

SAHABE ORDUSUNDAKİ HAŞMET

Sabah olup Peygamber ordusu Mekke'ye inişe geçerken, Allah'ın Resulü, amcaları Hz. Abbas'a emrettiler:

- Ebu Süfyan'ı askerin geçeceği yolda bir yerde durdur! Manzarayı seyretsin!

Hazret-i Abbas (r.a), Ebu Süfyan'ı belirli bir noktada tuttular... Ordu harekette... Bölük bölük, kol kol, dalga dalga geçen ve her neferi altından bir meşale taşıyan İslam ordusu...

Billûrî bir ırmak gibi akıp giden mücahitler...

Asiller çevresi Kureyş'in reisi ve ihtişam zevkine düşkün büyüğü Ebu Süfyan, hayran hayran bu muhteşem manzarayı süzüyor ve yanındaki Hz. Abbas'a soruyor:

- Ya Abbas! Bunlar ne kabilesi?

- Gifar oğulları!

- Onların benimle alışverişleri ne?

Arkasından başka bir topluluk...

- Ya bunlar?

- Filan...

Bir heybetli ve haşmetli bir kol daha...

- Şunlar?

- Falan...

Ve Allah'ın çekilmiş kılıcı Hz. Halid bin Velid (r.a), tekbir sesleriyle gökleri inleterek bin neferle geçiyor. Ebu Süfyan büsbütün hayrette:

- Şu bizim Velid'in oğlu Halid, öyle mi ?

- Ta kendisi...

Arkasından Zübeyr bin Avam Hazretleri göründü. Onun içinde:

- Hemşirenizin oğlu, öyle mi?

diye sorabildi... İman ordusu tekbir sesleriyle Mekke içlerine doğru akıyor... Sırasıyla, Beni Kaab, Beni Leys, Beni Damra kabileleri...

Derken, sıra en büyük toplulukta... Ebu Süfyan'ın gözleri hayretle açılmış soruyor:

- Ya bunlar kim?

- Bunlar Medineli sahabiler... Ensar topluluğu...

Ensar topluluğunun başında, sahabilerden Saad ibn-i Ubade Hazretleri, at üstünde elinde bayrak, yol kenarında kendilerini seyreden Ebu Süfyan'ı gördü ve haykırdı:

1234