EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI
SAHABE ORDUSUNDAKİ HAŞMET
- Ya Eba Süfyan! Bugün büyük cenk günüdür ve Kabe hareminde kıtal helaldir!..
En hassas yerinden yaralanan Ebu Süfyan, yanındaki Abbas'ı dürttü:
- Ya Abbas, dedi; ne güzel, can verilecek gün bugün!
Tepelerden ta Mekke etrafına kadar her tarafı çiçek çiçek kaplayan alaylara bakınca Ebu Süfyan çığlığı bastı:
- Ya Abbas! Kardeşinin oğlu ne büyük saltanata ermiş!
Hz. Abbas gerçeği belirtti:
- Hayır, ya Eba Süfyan, bir türlü farkları ayırt edemiyorsun! Bu, saltanat değil, nübüvvet!
- Evet, doğru söylüyorsun ya Abbas!..
Saad bin Ütabe Hazretlerinin Ebu Süfyan'a söylediği sözü muhacirler grubundan biri işitti ve doğru Allah Resulünün huzurlarına koştu:
- Ey Allah'ın Resulü, dedi; korkarım ki, Saad, yürüyüşe geçip Kureyşlileri kılıçtan geçirmesin!
Resul-i Kibriya'nın muradları Kureyşlileri kırmak ve kırdırmak değildi. Mekke'yi fethedip onları İslam ile nurlandırmaktı...
Hemen Cenab-ı Ali (k.v) ye emir buyurdular:
- Ya Ali! Yetiş, bayrağı Saad'ın elinden al ve bayrakla Mekke'ye sen gir!
Hz. Ali (k.v) koştu, Allah Resulünün emirlerini yerine getirdi...
Ebu Süfyan, Kâinatın Efendisinin huzurlarına geldi ve sordu:
- Soydaşlarını kılıçtan geçirmeyi sen mi emrettin?
- Hayır!
- Ama Saad bin Übade böyle konuştu.
- Kalbini ferah tut. Bugün rahmet günü; bugün Allah'ın Kureyş'i aziz edeceği gün...
Varlığın sebebi olan Cenab-ı Peygamber, Üsame bin Zeyd Hazretlerini develerinin arkasına bindirmişler, Mekke'ye doğru yavaş yavaş ilerliyorlar...
Sahabilerden Abdullah bin Ömer (r.a) den:
O gün Allah'ın Resulü, develerinin arkasına Üsame bin Zeyd'i bindirip Mekke'ye yukarı taraflarından girdiler. Hazret-i Aişe (r.a) de, Mekke'nin yine yukarı taraflarından "Keda" dedikleri yer istikametinde yol alarak şehre indi...


