YARADILMIŞLARIN İLKİ
BEKLEYİŞ
Onların haçları ve kuvvetleri, yarın, senin kuvvetine asla galebe çalmayacaktır.
Eğer sen, onları, bizim kıblemizle baş başa bırakıverecek olursan, o da senin bileceğin bir iştir.
Onlar, ülkelerinin cemaatlerini, bir de Fil'i çekip getirdiler. Senin Beyt'ine sığınmış olan halkını düzenleriyle yağmalamak için, cehaletlerinden, senin koruna yürüdüler... Senin yüce kudretini ve ululuğunu hiç düşünmediler...
Rahman ve Rahim olan Allah, Abdülmüttalib'in duasını kabul etti... Ebrehe ordusunun fili yere çakılıp kaldı ve Kâbe istikâmetinde tek adım atmadı... Deniz istikametinde Ebâbil kuşları bölük bölük geldi ve gökten mercimek tanesi büyüklüğünde taşlar yağdı... Ebrehe ordusu ne yapacak şimdi? Korkunç panik... Birbirine giren, birbirini çiğneyen hayvanlar ve insanlar... At kişnemeleri, deve iniltileri, fil homurtuları... Gök, bütün öfkesiyle Ebrehe'nin ordusuna mermiler yağdırıyor...
Bu akılları kamaştıran ve idrakleri donduran hâle kim ne çare bulabilir ki?..
Kim, Allah'ın görünmez askerlerinin önünde durabilir ki?
Ebrehe'nin askerleri şaşkın ve bitkin, oraya buraya kaçmaya başladılar. Geldikleri yolu tutmak istiyorlardı... Ama ne mümkün... Bir türlü yol bulamadılar... Daha önce kendilerine kılavuz olarak tuttukları Nüfeyl isimli adamı arıyorlar...
Nüfeyl, Ebrehe'nin yapmak istediği bu çirkin işe razı olmadığı için ordudan ayrılıp dağa çıkmıştı. Ve giderken de filin yanına sokulup kulağını tutmuş ve file söyle demişti:
- Mahmud çök! Sağ ve selâmet geldiğin yere dön... Sen, Allah'ın dokunulmaz kıldığı bir beldedesin!...
Fil de hemen çöküvermişti...
İşte bütün kıyametler o zaman kopmuş, Ebrehe'nin başına felâketler yağmıştı...
Bu ilahi tecelliye şahit olan Nüfeyl şöyle demişti:
- Nereye kaçacaksın? Takip eden Allah! Eşrem -Ebrehe- ise mağlûp, galip değil!
Ey Rüdeyna! Sana bizden selâm!.. Biz, sabahleyin erkenden sizi sevindirdik. Sizden birisi, geceleyin bir ateş parçası almak için bize gelmişti, ama gücü yetmedi, alamadı...
Ey Rüdeyna! Muhassab vâdisinde bizim gördüğümüz şeyi de görmüş olsaydın, şaşar, beni mâzur görür, fikrimi över; kaybedilmiş şeylerden dolayı ümitsizliğe düşmezdin...
Ben, kuşları görünce Allah'a şükrettim. Taşlar, üzerimize doğru atılmaya başlayınca, korktum.
Herkes Nüfeyl'i soruyorlar: Sanki Habeşlilere yol göstermek, bana düşen bir borç imiş gibi...
Hakkın sillesi Ebrehe'yi o hâle getirmişti ki, vücudu lime lime olmuştu. Bütün etleri parça parça dökülüyordu, arkasından kan ve irin akıyordu... Nihayet onu yurduna kadar götürebildiler... Fakat bir kuş kadar ancak kalmıştı, kalbi parçalanıncaya kadar da bu müthiş azabı çekmiş, bir türlü ölmemişti...
Allah Resûlünün doğum yılındaki zaman şeridinden son levha ve son manzara işte bu...
Kur'ân'da bu hâdiseye işaret edilerek şöyle buyurdular:
"(Ey Resûlüm, Kâbe'yi tahrip etmek isteyen) Ashab-ı Fil'e (fillerle techiz edilmiş Necaşi ordusuna) Rabbin ettiğini görmedin mi? Onların kötü kuruntularını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar salıverdi.
Onlara Siccil'den (pişmiş çamurdan) taşlar atıyorlardı. Derken Rabbin, onları (kurtlar tarafından kemirilip doğranan) yenik ekin yaprakları hâline getirdi..."


