YARADILMIŞLARIN İLKİ
IŞIK ÜSTÜ IŞIK
Kâinatın Efendisinin bir başka mübarek hadisleri. Şöyle buyurdular:
- Allah mahlûkatı arasında bir seçme yaptı. Onlardan Beni Âdem' i seçti. Sonra Âdem oğulları arasında bir seçme yaptı, onlardan Arabı seçti. Sonra Arablar arasında bir seçme yaptı. Onlardan Kureyşi seçti. Sonra Kureyş arasında bir seçme yaptı, onlardan Beni Haşimi seçti. Sonra Haşimoğluuları arasında bir seçme yaptı ve onlardan beni seçti (ve peygamber olarak gönderdi). Devamlı olarak, seçilen ve süzülen (kabilelerden) geldim. Dikkat edin. Kim arabı severse, bana olan sevgisi sebebiyle sevmiştir onları. Kim onlara buğz ederse, bana olan buğzu sebebiyle buğz etmiştir onlara.
Allah'ın Sevgilisi, topyekûn zaman ve mekânın ve bütün mahlûkatın Peygamberi buyuruyorlar:
- Allah İbrahim oğullarından İsmail'i, İsmail oğullarından da Beni Kinâne'yi Beni Kinâne'den Kureyş'i, Kureyş'ten Beni Haşim'i Beni Haşim'den de Beni seçmiştir (ve peygamber olarak göndermiştir)
Müslim yoluyla gelen şu hadis-i şerif de yukarıdakinin hemen hemen aynı. Allah'ın Sevgilisi buyuruyorlar:
- Şüphesiz ki yüce Allah, İsmail (a.s) ın evlâdı içinde Kinâne kabilesini süzüp çıkardı. Kinâne içinden de BENİ süzüp çıkardı...
Peygamberler peygamberinin şân ve şerefini pırıldatan ve yüksek faziletlerinden biri de şudur ki, kıyamet gününde de bütün insanlığın efendisidir. Bunu bizzat kendileri şöyle anlatırlar:
- Ben kıyamet gününde Âdemoğlunun seyidiyim. Ben kabri ilk yarılıp açılacak olan kimseyim. Ben, ilk şefaat ediciyim ve şefaati kabul olunacak ilk kimseyim...
Allah'ın Sevgilisinin dünyaya teşriflerinde kız veya erkek kardeş gibi hiçbir fert olan neseb ortağı olmadı. Âdem Aleyhisselâm'dan Hazret-i Abdullah'a gelinceye kadar halkalanan neseb zinciri kendisine gelince insanlığın Tavı ve âlemin fahri Cenâb-ı Mustafa, dünyaya, ana ve babasının biricik evlâdı olarak ayak bastı...
Âdem Aleyhisselâm'ın teslim aldığı İlahi meşale, sahibine, peygamber peygamber işte böyle geldi ve esas sahibinde karar kıldı...
Sensin âlemlere nûr, varlığı can Efendim,
Seni övmüş yaratmış, Ulu Yezdân Efendim,
Öyle bir güzelsin ki, sana Mustafa denir,
On sekiz bin âleme Sensin Sultan Efendim,
Semâ güneş, ay, yıldız. Senin nûr-i vechindir,
Vasfını belirtmeye yoktur imkân Efendim!
Seni senâ etmeye takat getiremez dil,
Senin şânında "Levlâk " dedi Rahmân Efendim!
Bir bir beyâna sebep var mı mu'cizatını?
Yetmez mi Şakk-i Kamer, nûr-i Kur'ân Efendim!
Senin ayağın tozu, Kâinata rahmettir,
Sana bağışlanmış bu şeref ü şân Efendim!
Senin vasfından akıl kırılmış, âciz kalmış,
Yuvasız serçe gibi hep perişan Efendim!
Senin Mülkün seyidi, güneşlerin Güneşi,
Seni gördü hayrete düştü Hassân Efendim!


