EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MİRACI
PEYGAMBER (S.A.V) İN ŞEREFLİ MİRACI
Aydınlık, güneşi parça parça etti. Yıldızların meşalesi şenlendi. Dokuz felek bir nur harmanı oldu. Toprağın ışığı güneşi örttü.
Toprağa bereket geldi ve onu sırça saraya çevirdi.
Güneş ve ay önce gelmeseler şebnem yerine yıldız yağardı.
Kâinatı nurlar sardı, hayat aydınlık göründü. O gece, eşsiz meşale parladı ve güneşle ay mahvoldu.
Parlak yıldızlar harman olmuştu; güneş ve ay ormanın ateş böcekleri idi.
Karanlık gece bir nur aynası oldu ve sevgili sevgiliye yüzünü gösterdi.
Allah (c.c) irade etti ve Cebrail'i davet habercisi olarak gönderdi. Gökyüzünden indiği her an yeryüzünden göğe çıkar gibiydi.
Cebrail müjdeleyip dedi ki:
- Ey Resul-i Ekrem, gökyüzü Burak adıyla ayağına kadar geldi. Gökleri dolaş, Lâmekânı mahzun etme.
Varlığın sebebi olan (Cenab-ı Ahmed ) Allah'ın fermanına uydu.
Her şey aslına döndüğünden Kur'an da böylece gökyüzüne çıktı.
Himmet ayağı üzengiye bastığında, eğer kısmı birlik evi idi. Ne zemin, ne de zaman kaldı ve bu acayip yuva yıkıldı.
Birlik denizi taştı ve suret manaya döndü. Birlik sırrı şekle büründü, ezeli mana şekil buldu. Birdenbire mahremiyetin son haddi görünerek kulluğun sırrı ortaya çıktı.
O, secde eden, Hak da secde edilen olunca bu makama Gayb-i Meşhud (Allah Resulünün gördüğü ilahi makam) dendi.
Peygamberlerin (temiz) ruhları cemaat oldu, o anda neler olduğunu Allah bilir.
Ey kalem! O kadar aceleci olma; peygamberlik sırrı idrak edilmez. Deniz sözü nasıl şebneme layık değilse, Allah işi de kula öyle layık değildir.
Gel, sen şaircesine yürü, tasavvuftan vazgeç.
Birinci göğe ayak basınca parlak ay ikiye bölündü. Halk, peygamberin devri mi, yoksa Ay'ın devri mi, anlasın diye... Mirac'da zaman olmadığı gibi, bunu söylemeye de güç yetmez...


