EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ
ÖMER MÜSLÜMAN OLUYOR
Bu iş için iki kişiyi vazifelendirdiler ve Yahudi âlimlerine gönderdiler:
Mürekkep hokkası karanlık ağızlar açılıp çığlığı bastı:
- Haydi Ömer, görelim seni!..
Şimdi bu ateş parçası delikanlıda bir heybet, bir celadet, belinde kılıcı, yüzünde damar damar gazap, gözünde ateş ateş beliren kin. Mekke sokaklarında olanca heybetiyle yol alıyor.
Ömer, öfke ve ateş içinde yürürken, karşıdan gelen çekingen tavırlı birini gördü: Naim bin Abdullah (r.a) Müslümanlığını gizleyenlerden biri...
Naim, Ömer'in yürüyüş üslubunu ve öfke edasını beğenmedi. Kendisinin iman aynası berrak yüzüne hançer gibi gözlerle baka baka yaklaşan bu müthiş adama sokuldu:
- Nereye böyle öfkeli öfkeli, ya Ömer?
Ömer büsbütün gazap, haykırdı:
- Kureyş'i alçaltan ve dinlerini bozan Muhammed'i öldürmeye...
Naim irkildi... Bütün gücünü toplayarak karşılık verdi:
- Ne saçma fikir, ne kötü murad, ne adi teşebbüs!.. Farz et ki O'nu öldürdün, Abd-i Menaf oğullarının elinden yakanı kurtarabilirmisin?
- Ne olursa olsun; ben ahdimi yerine getireyim de...
Naim kaygıya düştü... Öyle ya, bu adam düştüğü yeri yakar... Bir an göz göze bakıştılar. Ve Naim bin Abdullah, Ömer'in damar damar öfkeli yüzüne bakıp onun yönünü değiştirmek ve yolunu kesmek için, tek tek heceleyerek şu sözleri söyledi:
- Ya Ömer! Sen O'nu bırak da, kız kardeşinin hakkından gelmeye bak. Kız kardeşin Fatıma ile kocası Said çoktan beri Müslüman... Erkeksen evvela onlardan hesap iste...
Ömer'in başına sanki yıldırımlar düştü. Ömer deliye döndü:
- Fatıma ile Said de Müslüman, öyle mi?
- Evet, hem de ilk Müslümanlardan...


