logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

BİR ELDE AY, BİR ELDE GÜNEŞ

Kuduz kâfir Ebu Cehil atıldı:

- Daha neler, daha neler!..

Âlemlere Rahmet olan Efendimiz (s.a.v):

- Ey insanlar,dedi; göğün güneşini elime verseniz yine de davamdan bir nefes olsun geri durmam!..

Kâfirlerin nasırlaşan ve kemikleşen vicdanlarına mızrak mızrak saplanan Peygamber buyruğu... Kâfirler, zelil bir halde dağılıp gittiler...

Vicdanları ve ruhları kemikleşen kâfirler işin vahametini anladılar. Artık ne korkutmak, ne hiçbir şey O'nu yolundan döndüremeyecekti. Ve ne pahasına olursa olsun, Ebu Talib yeğenini korumaktan vazgeçmiyordu...

Yeni bir teklif ve tertip:

Kureyş'in en güzel gençlerinden birini Ebu Talib'e vermek karşılığında İnsanlığın Efendisini almak...

Ebu Talib'e gelip dediler:

- Ne dersin? Sana Kureyş'in en güzel ve sevimli delikanlılarından birini versek, buna mukabil sen bize yeğenini versen...

Aşk ve ihlâsla yeğenini seven, fakat bir türlü iman devletine eremeyen asil amca, kâfirlerin karanlık suratlarına karşı haykırdı:

- Hiç olacak iş mi? Siz bana, kendi çocuğunuzu besletmek için vermek, benimkini de öldürmek için almak istiyorsunuz!..

Ebu Talib'in Nebiler Nebisi üzerindeki himayesi devamda. Kâfirlerin düşmanlığı ise günden güne Ummanlaşıyor...

Yüce Allah'ın Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği mukaddes insan ve onun karşısında, fert fert, kabile kabile, oymak oymak dalaletini azgın bir kavmiyet hırsında ve putların barikatı arkasında toplayan insanlık... Çıldıran, kuduran insanlık... Beterin beteri hal!

İlahi tecelliye bakınız ki, Âlemlerin Efendisi de, bu kabilenin içinden çıkıyor... ve küfür zindanında kararan insanlığı, su yerine, güneşle yıkamakla memur olduğunu haykırıyor...

Çileler, çileler...

Ona ve onun etrafında pervaneleşen mü'minlere uzanan canavar pençesi eller...

Kureyş müşrikleri yine bir gün Kâbe'nin Hıcır denilen yerinde toplanmışlardı. Öfkeleri öyle kabarmış, öyle şahlanmıştı ki, deli deli konuşuyorlardı. Tam o an

Allah'ın Resulü oraya geldi. Âlemin Fahrinin etrafını çevirdiler ve kin fışkıran gözlerle yiyecek gibi baktılar ve avaz avaz bağırdılar:

- Bizim dinimize, ilahlarımıza dil uzatan sen değil misin?

Nebiler nebisi vakar ve heybetle cevap verdi:

- Evet! Ben söylüyorum!..

123