logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

BİR ELDE AY, BİR ELDE GÜNEŞ

O, içinde Kâinat dolu mâna, O, varlığın sebebi olan Peygamber-i Zişan susuyor.

............

- Senden rica ederim; bana kaldırabileceğimden ziyade yük yükleme!

O, yine susuyor.

- Kureyş uluları, neşrettiğin dinden vazgeçmeyecek olursan, aramızda müthiş ve kanlı bir boğuşma çıkacağını haber verdiler.

O zaman, Allah'ın Sevgilisi, Kâinatın Fahri, hayal edilmez bir vakar, tevekkül, heybet ve irade tavrıyla amcasına hitap ettiler:

"Ey Amca! Vallahi bu işi terketmem için Güneş'i sağ elime, Ay'ı da sol elime verseler ben yine onu bırakmam. Allahü Teala ya onu ( bütün cihana ) yayar, ya da bu yolda ölür giderim."

Ebu Talib birden donup kaldı...

Ve yüce Hakkın Nebisi, uzun kirpikleri ıslak ve derin gözleri nemli geriye dönüp uzaklaşmaya başladılar...

Kanının her damlasından asalet fışkıran, fakat bir türlü iman devletine ve İslam nimetine eremeyen asil amca, Kâinatın Efendisi'nin arkasından koştu. Onu durdurdu, kendisine çevirdi ve gönlünün derinliklerinden gelen bir samimiyetle haykırdı:

- Haydi git, Muhammed'im! Dilediğin gibi dinini yay!.. Allah üzerine söz veriyorum ki, ben seni hiçbir zor karşısında yalnız ve müdafaasız bırakmayacağım!..

Peygamberler Peygamberi Allah'ın emirlerini tebliğde...

Kureyş kâfirleri, tehdit ve zorla onu davasından döndüremeyeceklerini anlayınca, başka yola başvurdular.

Ve dediler:

- Sen soyca temiz, mevkice yükseksin. Bugünedek Araplar arasında hiç kimse senin yaptığını yapmadı. Sen aramıza ayrılık soktun. Bizi birbirimize düşürdün. Böyle hareket etmekten muradın nedir?

Halik-i Azim'in muhterem Peygamberi vakar ve heybet içinde müşriklerin perişan haline nazar ediyor. Onlar yine soruyorlar:

- Maksadın zengin olmaksa, sana istediğin kadar mal verelim. Kabileler arasında senden zengin kimse bulunmasın. Mekke'nin ve bütün Arabın hakimi ol!.. Yok, eğer asil ve soylu bir kadınla evlenmek niyetinde isen, sana Kureyş'in en güzel kadınlarından birini verelim!.. Şayet cinlerin, şeytanların şerrine uğramışsan, seni bir tabibe götürelim, bu yolda her fedakârlığa katlanalım. Sen artık bu davandan vazgeç!.. Ve bizi kendi halimize bırak!

Hilkatın fatihası, Nübüvvetin hatimesi, insaniyetin melcei, hürriyet ve adaletin banisi, ins ü cinnin Peygamberi, Mahkeme-i Kübra'nın şefaat tacı, Sidre-i Münteha'nın hususi misafiri Cenab-ı Muhammed Mustafa ( s.a.v ) şöyle buyurdular:

- Ben ne servet, ne satvet peşinde koşuyorum. Beni, aziz ve celil olan Allah bütün insanlara ( ve hususiyle size ) ihtarda bulunmak için göndermiş bulunuyor... Siz putlara tapmaktan vazgeçiniz... Yaradan Allah'ı büyük tanıyınız... Bu dediklerimi kabul ederseniz dünya ve ahiretin saadeti sizindir.

Kelimat-ı ilahiyeyi reddederseniz aramızdaki davayı Cenab-ı Hak fasl edecektir...

123