logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

ALLAH RESULÜNÜN SAFA TEPESİNDEN İLK SESLENİŞİ

Kâinatın iman beşiği Mekke... Ve o mukaddes beldede kafası kanayan, aklı kamaşan yığın yığın insan... Kemikleşen ve nasırlaşan ruhlar... Ve kapkara bir insanlık...

Nesil nesil bütün insanlığa ve topyekün beşeriyete ALLAH müjdesini getiren tek kişi ve O tek kişinin karşısında, fert fert küfür ve dalaletini azgın bir kavmiyet hırsında ve putların barikatı arkasında toplayan bir kabile...

Kureyş kabilesi...

Yani, son Nebi'nin içlerinden çıktığı kabile...

Ne kadar hayret verici bir tecelli ki, insanlığın kurtarıcısı, bu kabilenin içinden çıkıyor... Fakat şimdi onun en büyük düşmanı yine Kureyş topluluğu oluyor...

İdrak gözleri katrani bulutlarla kapalı olan insanlar bu ilahi devleti göremiyor, tecelliyi anlayamıyor...

Çamaşır leğeni kafalar, tavla zarı beyinler ve kamaşan akıllar...

İşte insanlığın yürekler parçalayıcı hali...

Halik-i Azim'in muhterem Peygamberi bir gün Safa tepesine çıktılar. Orada, yüksekçe bir taşın üzerine dikilip mukaddes parmaklarını kulaklarına koyup seslendiler:

- Ey Kureyş topluluğu! Size, önemli bir haberim var!

Dört koldan, Mekke'nin kaynar havasını kamçılayan bu ses, kulaklarda yankılar yaptı.

Hayret... Dehşet... İbret...

Gürül gürül çağlayan bu ses Mekke'yi ürpertiyor:

- Ey Kureyş topluluğu! Size, önemli bir haberim var?

Soruyorlar birbirlerine:

- Kim bu seslenen?

- Muhammed (s.a.v ) Safa tepesinden sesleniyor!

- Demek O'nun sesi?

- Evet...

Herkes işini gücünü bırakıp koşuyor. Hayretle açılmış gözler bir şeyler arıyor...

Safa tepesinden gördükleri, vakar ve heybetin ta kendisi, Allah'ın Âlemlere Rahmet olarak gönderdiği Resulü...

12