logo

logo

EFENDİMİZİN GENÇLİK ÇAĞI

KARA TAŞ (HACER-ÜL ESVED)

Biz şimdi, zamanın akışı içinde hadiselerin cereyanına göz atalım:

İsmet ve iffet sedefi Hatice ile izdivaçlarını takip eden yıllar boyunca, Nebiler Nebisi, olgunluk çağlarına ve nübüvvetin eşiğine doğru yol alırken, Kara Taş etrafında, bütün Arap kabilelerini birbirine düşürücü bir hengâme koptu, bir gölgedir aldı yürüdü, bir tufandır bulut bulut kümelendi...

Çöllerin buram buram tüttüğü, güneşin göklerde fıkırdadığı mukaddes belde Mekke...

Ve arada bir dağlardan boşalan seller... Kuraklığı ve sulaklığı birbirinden beter günler... Sellerin sürükleyip getirdiği molozlar ve Kâbe'nin içine kadar dolan çerçöp... Kısım kısım yıkılan Allah'ın evi... Ve harabeye dönen Kâbe...

O zamanlar Kâbe'nin içinde bir de hazine vardı. Kuyu şeklinde ve Kâbe'ye getirilen kıymetli hediyelerle doluydu...

İşe bakınız ki yıkıntılardan içeriye bir hırsız girdi ve Kâbe hazinesinden bazı şeyleri çalıp götürürken yakayı ele verdi.

Kureyş büyükleri köpürdü:

- Bu hırsıza ne yapmalıyım?

- Elini keselim!..

Hırsızın elini hemen kestiler ve aralarında kararlaştırdılar:

- Kâbe harap... Onu yeni baştan bina etmeliyiz!

Mukaddes evi, temelinde tepesine kadar yeni baştan yapacaktılar. Olanlar oldu; hem de güzel bir şey oldu. İsmine tesadüf dedikleri gizli saik, Cidde önlerinde bir Bizans gemisini karaya vurdurdu. Gemi bir enkaz yığını haline geldi. Gemide mimarlık işlerinden anlayan bir de usta...

Kureyş büyükleri Cidde'ye adam gönderdiler. Artık gemilikten çıkan ve enkaz yığını haline gelen tekneyi, nadide kerestelerden faydalanıp Kâbe'yi inşa etmek üzere satın aldılar. Ustaya teklif ettiler.

- Sen bize Rabbimizin Beytini(evini) yeniden yapsan olmaz mı?

- Olur! Yaparım...

- Öyleyse hemen işe başlamalıyım

- Önce bu iş için taş toplayınız...

- Pekâlâ!..

Böylece anlaştılar ve işe giriştiler...

Hazırlıklar tamamlandı, sıra Kâbe duvarlarının yıkım işine geldi. Fakat Kâbe'deki demirbaş eşyaların konduğu kuyunun içinde korkunç bir yılan vardı. Parlak, ak renkli, başı oğlak başı gibi, karabaşlı ve heybetli bir mahlûktu.

Her gün, öğle sıcağında fır fır dönen gözlerini açar, Kâbe duvarının üzerine çıkar ve saatlerce orada güneşlenirdi.

Hiç kimse onun yanına varamıyordu. Öyle bir korkunç bakışı vardı ki, yürekleri yerinden hoplatıyordu... Bir insan gördü mü başını kaldırır, canavar ağzını açar, müthiş sesler çıkararak etrafa dehşet saçardı...

Bu yılan, yine bir gün Kâbe'nin duvarı üzerinde güneşleniyordu. Büyük bir kuş gelip onu pençelerine taktığı gibi alıp götürdü. Allah, o müthiş canavardan Kâbe'yi kurtarmıştı...

Kureyş ulularının yüzü güldü. Herkes şevkle işe koyuldu. Fert fert ve kabile kabile bu işe katılamayan tek kişi kalmadı.

Kâinatın Efendisi de yapı faaliyetine iştirak buyurdular.

Allah'ın mukaddes evi ve Mekke'nin yüreği Kâbe, dümdüz bir plan üzerinde, altı satıhlı ve sekiz köşeli... Sır ve esrar kaynağı yüce ev, billur bir abide halinde boy verdi...

Şimdi ise "Hacer'ül- Esved" isimli kara taşı yerine koymakta.

12