logo

logo

EFENDİMİZİN GENÇLİK ÇAĞI

HARİSE OĞLUNU ARIYOR

Zeyd'in babası Harise, oğlunu her tarafta arıyor, onun derdiyle gönlünden kan ırmakları akıtıyordu. Firkat şimşeği gönül toprağına düşmüş, zavallı adamı hicran dalgaları içinde bırakmıştı. Bu hicran gecesinin bir gündüzü yok muydu? Gözlerinden iplik iplik yaşlar akıyor ve yanık yanık şiirler okuyordu ve diyordu ki:

- Zeyd'e ağlayıp duruyorum ve ne olduğunu bilmiyorum!

Acaba sağ mıdır? Sağ olması umulur. Yoksa ecel onun yanına geldi mi ki? Vallahi, hiç bilmiyorum; onu sorup duruyorum...

Ah gözümde tüten altın başaklı lale! Ne olurdu zamanın seni bir defa olsun geri döndüreceğini bileydim? Senin dönmen, en büyük şey, bana dünyada yeter...

Güneş, doğarken onu bana hatırlatır. Gurup vakti gelince de yine o hatıra gelir. Rüzgarlar estikçe onun hatırasını dalgalandırır...


Ey onun hakkındaki üzüntülerim ve ey korkularım! Siz ne kadar da uzun sürüyorsunuz!..

............

ZEYD'İN BABASINA CEVABI

Mekke'ye hac mevsiminde Kelp kabilesinden bazı kimseler gelmişlerdi. Onlar Zeyd'i gördüler. Onu hemen tanıdılar ve başına üşüştüler:

- Ey Zeyd, dediler; baban senin firkatinden yanıp tutuşuyor, sen buraya nasıl ve kim tarafından getirildin?

Zeyd şu cevabı verdi:

- Ben, onların benim için ağladıklarını, feryad ü figan ettiklerini biliyorum!

- Madem öyle de, niçin babana gitmiyorsun?

- Siz benim şu beyitlerimi babama ulaştırınız.

- Pekala!...

Ve babasına şu haberi uçurdu:

Aziz babam! Ben her ne kadar uzaklarda bulunuyorsam da kavmimle size haber gönderdim ki: Ben hac merasimi yapılan belli yerler yanındaki Beytullah'da oturuyor, hizmet ediyorum!

Artık, aradığınızı elde etmek için, son kudretinizi harcamaktan, uzun yolları kat etmekten develeri yeryüzünde koşturup durmaktan, vazgeçin! Allah'a hamd olsun ki, ben, şimdi öyle hayırlı, öyle şerefli, öyle bir aile topluluğu içinde bulunuyorum ki, Maad'in sulbünden, Ulu'dan Ulu'ya geçerek gelmiş olan en şerefliler, bu ailedendirler...

Oğlunun bu sözlerini duyan Harise adeta sevincinden uçtu. Zeyd'i kurtarmak üzere Mekke'ye koştu. Allah Resulünün nerede olduğunu sordu:

- Muhammed bin-i Abdullah nerededir?

- Beytullah'tadır

- Beni ona götürür müsünüz?

- Evet...

Harise'yi Kainatın Efendisine götürürler.

Harise şöyle dedi:

12