logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

HZ. ALİ KAFİRİ YERE SERİYOR

Hikmet, ulviyet ve şecaat çağlayanı Cenab-ı Ali (k.v.) saflarını nizamladı. Ve kale burçlarına doğru bir arslan heybetiyle ilerledi.

Meydanda bir kâfir. Orada ve açıkta, zırhlar içinde, avını bekliyor. Bu adam, Merhab adlı Yahudi cengâveri. Kale gibi meydanın ortasına durmuş haykırıyor:

- Var mı bileğine güvenen?

Allah'ın yenilmez arslanı Hazret-i Ali (r.a.) atıldı:

- Ben varım! Geliyorum!..

Cenab-ı Ali'nin elinde, Uhud cenginde Peygamberler Peygamberinden aldığı meşhur "Zülfikar" isimli kılıç. Adım adım, kale yapılı küfür heykeline yaklaştı ve ulvi teklifini yaptı:

- İslam'a gel, kurtuluşa er!.. Kendine yazık etme!

Kâfir öküz gibi böğürdü:

- Asla!

- O zaman davamızı kılıç halledecektir!

- Öyle olsun, haydi davran hele!..

- İşte geldim!..

Ve Hazret-i Ali'nin kılıcı havada pırıltılı kavisler çizmeye başladı ve yıldırım hızıyla beynine indi. Şöhreti bütün dünyayı tutan Yahudi cengâveri Merhab'ın Zülfikar altında yere serilivermesi, göz açıp kapama gibi bir şey oldu. Ve göklere yükselen acı bir feryad:

- Öldüm!..

Göklerin bütün öfkesi sanki Merhab'ın beynine inivermişti. Düşen kafası bir top gibi Hazret-i Ali'nin ayaklarının altında yuvarlanıp duruyordu.

Öyle bir cenk ki, görenlerin gözleri kamaşıyordu. İmam-ı Ali'nin, Zülfikar'ı ilk havalesinde, Merhab, kalkanıyla korunmak istemişti, fakat kalkan ikiye bölünüverdi. Hayber'in meşhur cenkçisinin de yarılıp çenesine kadar geçti. Kale yapılı ve demir kabuklu adam, "Ne oluyorum?" diyemeden ebedi azap diyarını boyladı.

Yahudilerin çığlığı göklere yükseldi. Merhab'ın yerini almak isteyen birkaç Yahudi cenkçi de burunlarının üzerine yere serildi.

12