logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

DEVLET Kİ NE DEVLET

Halime hatun, varlığın nurunu alıp, Badiye'de Beni Saad kabilesinin çevresine götürdü. O, aralarına girer girmez sanki gök delindi. Ulvilik âlemlerinin kapıları açıldı... Gökten nimet yağmakta ve yerden feyz bitmekte...

Yol boyunca olanlar da ayrı bir âlem...

Halime, nur çocuğu kucağına alıp cansız merkebe bindi. Hayret ve dehşet... İşe yaramaz, kupkuru merkep birden yeni bir hayat kazanıyor... Öyle şevkle yürümeye koyuldu ki, kafiledeki merkeplerin hepsinin önüne geçti... Halime hatunun arkadaşları şaşkın ve hayrette:

- Ey Ebu Züeyb'in kızı, dediler; başına rahmet yağsın. Biraz dur, bizi bekle... Yoksa bu merkep, senin evinden üzerine binip yola çıktığın merkebin değil midir?

- Vallahi, bu işte o merkeptir!

- Andolsun ki onun, bugün şaşılacak bir hali var!

Halime der ki:

İşe yaramaz, cansız bir merkebimiz vardı. Sütsüz ve kavruk, birde dişi devemiz...

Nur çocuk aramıza girince devenin memeleri süt doldu. Sağa sağa bitiremez olduk. Kocam hayret ve dehşetler içinde:

- Halime, diyordu; getirdiğin yetim ne uğurluymuş. İçimize girer girmez bereket yağmaya başladı...

- Vallahi, ben de zaten böyle dilerdim!

Gerçekten olan oldu. Tez zamanda davarlarımız üredi, bolluk ve bereket bizi her yandan kuşattı...

Daha evvelce de belirttiğimiz gibi, Halime hatun, Varlık Nurunu önüne alıp cansız merkebe bindiği zaman o bitik hayvan bile hayata geliyor ve diğerleri ona ayak uyduramaz oluyor...

Bütün Beni Saad oymağı bu harika karşısında hayran... Bütün akıllar hayrette, bütün idrakler donuk... Kabile bir kıtlık denizinde çırpınırken Halime hatunun evi ve otlağı, tılsımlı bir ada... Bu ne büyük tecelli, bu ne akıl ermez iş?.. Etraftaki komşular, süt vermeyen koyunlarını Halime'nin otlağında otlatmaları için çobanlarına çıkışıyorlar:

- Yazıklar olsun size! Siz de bizim koyunlarımızı Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede otlatıyorsa, oralarda otlatsanıza!..

Fakat yinede hiçbir fayda elde edemiyorlar.

12