logo

logo

ALEMLERİN HÜZÜN YILI

ALLAH HAY VE LAYEMUT

Peşinden, nur fışkıran, saadetlerin en varılmazıyla gülümseyen o yüze baktı:

- Hayatında ne güzeldin, ölümünde ne güzelsin!

Ve devamla, ölüm dâvasının, hiçbir zaman söylenmemiş ve söylenemeyecek en güzel sözü söyledi:

- Öldün! İkinci defa ölmeyeceksin!

Cihanın peygamberlerden sonra en büyüğü Cenâb-ı Sıddık (r.a), hücreyi, evi, sokağı, mescidi dolduran insanlara hitap etti:

- Ey nâs! Kim Muhammed (s.a.v) e tapıyorsa bilsin ki, Muhammed öldü! Kim Allah'a tapıyorsa bilsin ki, Allah ölmez, hay ve lâyemuttur!

Hazret-i Ebu Bekir (r.a) in bu haykırışı, yıldırımdan bir kamçı gibi, başlar üzerinde şaklar şaklamaz akılları kurtardı. Aklı kurtaran, akıl değil, ruh olmuştur.

Ve hilm âlemi yüce Sıddık devam etti; dilinde bir âyet:

"Muhammed bir Peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi O, ölür, yahut öldürülürse ökçelerinizin üstünde (gerisin geri) mi döneceksiniz? Kim böyle iki ökçesi üzerinde (ardına) dönerse elbette Allah'a hiçbir şeyle zarar yapmış olmaz. Allah şükr (ve sebât) edenlere mükâfat verecektir." (Al-i İmran /144)

"Muhakkak sende öleceksin (Habibim), onlar da elbet ölecekler" (Zümer / 30)

Artık müthiş hakikat herkesçe kabul edilmiş, gönüller hicran ateşiyle dağlanmıştı.

Nur şehri Medine çığlıklar içinde.

Saplandı sinelere hasret ve hicran oku,
Kim sunacak ey Rabbim, bize dermandan koku.

İç gözlerine ilahi nurun sürmesi çekilen yüce sahabe İbn-i Abbas Hazretlerinden:

Sahabeleri o derece şaşkınlık istila etmiş bulunuyordu ki, bu âyeti Hazret-i Ebu Bekir'in dilinden duyuncaya kadar Allah'ın bu âyeti inzâl ettiğini sanki bilmiyorlardı da şimdi Ebu Bekir 'den öğrenmişlerdi. Ve her işiten sahabenin dili aynı âyeti okuyordu. Bir acayip manzara ki, bütün gönüller firkat ateşiyle dağlanıyordu.

Bu müthiş hakikat herkesin gönlüne damla damla dolmuştu. Yüce Fâruk (r.a), o günkü halini şöyle anlatır:

Allah'a yemin ederim ki, Ebu Bekir, Al-i İmran âyetini okuyuncaya kadar Allah Resulünün vefatı hakkında kanaatim yoktu. Ne zaman ki, âyeti işittim, dehşet içinde kaldım. Ayaklarım beni tutmaz oldu. Nihayet Hz. Ebu Bekir'in sesi kulağımın dibinde çınladı:

"İnneke meyyitün ve innehüm meyyitun = Habibim! tabii sen de öleceksin, onlarda elbet ölecekler!"(Zümer / 30)

Artık müthiş gerçeği öğrenmiştim ve olduğum yere düştüm. Cihanın adâlet sultanı Hazret-i Ömer (r.a), orada düştüğü yerde hemen iplik iplik göz yaşı döküyor, hemde şöyle diyordu:

- Biebi ente ve ümmi ya Resulâllah... = Babam anam sana fedâ olsun ey Allah'ın Resulü, senin (mescid-i şerifte) yanında hutbe irâd ettiğin bir hurma ağacı vardı. Cemaat çoğalınca sesini onlara işittirebilmek için minber yaptırmıştın. Senin firakından o hurma ağacı inlemişti de ancak üzerine elini basarak sükuna gelebilmişti. Ehl (ve ashabın) sana feryâd etmeye o ağaçtan daha haklıdır. Çünkü sen onlardan ayrıldın.

1234