ALEMLERİN HÜZÜN YILI
ALLAH HAY VE LAYEMUT
Kendisi yaratıldığı için bütün varlık yüzü suyu hürmetine yaratılan Allah Sevgilisi, fani âlemden ebediyet yurduna göçmüş bulunmakta. Ve peygamber evinde acı bir çığlık:
- Koşun, koşun!
Koşan koşana...
Cihan Sıddıki Hazret-i Ebu Bekir (r.a), bir ân için evine kadar uzanmışlar. Bu sonsuz acıdan henüz haberi yok.
Ya diğerleri?
Muhteşem büyük Hazret-i Ömer (r.a) 'den ne haber? Akıl ve ruhu kamaşmış, taş gibi donup kalmış.
Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve diğer büyükler yıldırım yemiş gibi çarpılmış, hareketsiz.
Abdullah bin Enis o türlü çarpıldı ki, alıp yatağına götürdüler. Ruhuna yediği darbenin tesiriyle bir daha kalkamadı.
Yine ilk kalkan Hazret-i Ömer. Birden atıldı ve insan aklını bir bez gibi yırtan bir sesle gürledi.
- Her kim, Allah'ın Resulü öldü, derse boynunu vururum!
Selim akıl timsali büyük ve heybetli Ömer söylüyor bunu. Ve kılıcı elinde havaya kalkmış haykırıyor:
- Hayır! Peygamber ölmedi. Allah'ın Resulü ölmedi!
Hâl ve keyfiyet, bütün dehşetiyle bu.
Hidayete ermiş ümmetin ulu rahmeti Hazret-i Ebu Bekir yetişti. Ağlayan, inleyen, kaynaşan insanları yardı, hücreye girdi, yatağa yaklaştı. Allah Sevgilisinin başının üstündeki örtüyü kaldırdı, diz çöktü. Varlık nurunun çiçeklerden daha tatlı yüzünü eğilip öptü. Gözleri pınar pınar. Ve sakalına damlayan billur tanecikleri. Sonra, mecnun gözlerle kendisine bakan insanlara döndü:
- Nefsimi kudretinin elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Peygamber Aleyhisselam öldü.


