logo

logo

YARADILMIŞLARIN İLKİ

BİR GECE Kİ...

İbn - i Abbas (Radiyallahu Anh) yoluyla Hazret - i Âmine şöyle anlatıyor:

Gebeliğin altıncı ayında bir gece karşıma esrarlı bir adam çıkıp dedi ki:

- Yâ Âmine! Bil ki, sen âlemlerin hayrına gebesin. Doğurunca ismini Muhammed koy ve hâlini hiç kimseye açma!

Derken doğum zamanı geldi. Abdülmuttalib Kâbe'yi tavafa gitmişti. Ben evde yalnız kaldım. Birden kulağıma müthiş bir sada çarptı. Anlaşılmaz bir ses, ürpertici bir nidâ... Korkudan eriyecek gibi oldum. Bir de ne göreyim: O anda bir ak kuş peydahlanıp kanadıyla arkamı sıvazladı. Bende korku, kaygı adına hiçbir şey kalmadı. Yanıma bir göz attım. Beyaz bir kâse içinde bir şerbet sundular. Alıp içtim. Şerbeti içer içmez bir ışık çağlayanı içine düştüm. Beni bir nur denizi sardı. İşte o ân.. Baktım; Abd - i Menaf kızlarına benzer bazı kadınlar etrafımı çevre çevre dolanıyor. Her birinin boyu, yükseklikte hurma ağacına benzer kadınlar. Huri gibi güzel... Şaşırıp kaldım:

- Yâ Rabbi! Bunlar da kim?, diye Allah 'a yalvardım...

Yine annelerin en büyüğü Âmine Hatun anlatıyor:

- Gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak ve Kâbe'nin üstünde bir bayrak... Doğum tamamlanmıştı... Yavruma nazar ettim; secdede... Şahadet parmağı göğe doğru... Hemen bir ak bulut inip yavruyu kundakladı, kapladı ve gözden sildi. Bir ses:

- Doğuyu ve batıyı dolaştırın, deryaları gezdirin, ta ki mahlûklar, Muhammed'i, ismiyle, sıfatiyle, suretiyle tanısınlar diyordu... Biraz sonra bulut gözden kayboldu...