logo

logo

YARADILMIŞLARIN İLKİ

İNSANLIĞIN EFENDİSİ ANA RAHMİNDE

Muhammedi nûr, Âmine Hatun'un hamile kalmasiyle beraber, Abdullah'ın alnından uçmuş, rahminde insanlığın efendisine ve varlığın tâcını taşıyan anneye intikal etmişti...

Şimdi annelerin en büyüğü, Muhammedi nurla pırıl pırıl olmuştu...

Selh bin Abdullah Tüsteri nakli:

- Yüce Allah, Resûlunu, annesinin rahminde yaratmak dilediği gece emretti, Cennet kapılarını açtılar ve bir münâdi yerlerde ve göklerde haykırdı. Yaratılışı böylece tamamlanıp dünyaya gelecek ve hem müjdeleyici, hem korkutucu olacak...

Kâ'bül-Ahbar'dan nakil:

- O gece göklerde ve yerde nida ettiler: Allah Resûlünün yaratıldığı nur, bu gece , Âmine'nin rahminde yerini buldu. Ve ne güzel hâl oldu Âmine'ye!..

Nûr hazinesi, irfan menbaı ,edep, iffet ve hayâ madeni Hazret-i Âmine (r.a), o derece mûnis,muti ve sabırlıydı ki, bütün kendini kıskananlara karşı, metanetini muhafaza etti... Ve muhterem zevcine candan bir hürmetle bağlandı... Böylelikle kâinatta hiçbir faniye nasip olmayan meziyet ve ulviyeti elde etti, âlemlerin nuruna, cihanın fahrine hâmile oldu...

Anne iki aylık gebe iken , Peygamber babası genç Abdullah vefat etti... Bazı Kureyşlilerle ticaret maksadiyle Şam'a gitmişti. Dönüşte Medine'de hastalandı ve orada öldü...

Yol arkadaşları Mekke'ye dönünce Abdülmuttalib hemen koştu:

- Abdullah nerde?

- Medine'de...

- Niçin?

- Hastalandı...

- Kime bıraktınız?

- Dayılarına.

Kureyş'in asil ve soylu reisi Abdülmuttalib, büyük oğlu Hâris'i çağırdı:

- Oğlum! Hemen Medine'ye hareket et ve kardeşin Abdullah'ı getir.

- Başüstüne aziz babam...

Hâris Medine'ye uçtu... Ama ne yazık ki, kardeşini hayatta bulamadı. Gönlünden hicran ırmakları aktığı halde Mekke'ye döndü ve durumu babasına anlattı...

Abdülmuttalib'in gözlerinde iplik iplik yaş...

Büyük acıyı Hazret -i Âmine Hatuna da duyurdular.

Yeryüzünün en büyük kadını canevinden vurulmuştu... Bu acıların acısı haberi alınca şiiri okudu:

Bahtâ - i Mekke Hâşim oğullarından boş kaldı. Haşimiler içinde onun yerini tutacak bir kimse yoktur. O, evinden beyaz örgüler içinde çıkarak mezara gitti, ölümün dâvetine icabet etti, fakat ölüm, onun yerine bir mislini bırakmadı... Mübârek cesetleri götürülürken, görülmedik bir izdiham içinde onun dost ve arkadaşları cesedi elden ele kapılıyorlardı. Ecel onu pek çabuk götürdü. Bütün insanlar ona ağladılar...Nasıl ağlamasınlar ki, atâsı çok, keremi bol,rahim bir zât idi...