logo

logo

EFENDİMİZİN PEYGAMBERLİK YILLARI

VARAKA BİN NEVFEL' E GİDİŞ

Allah'ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Sevgilisi, rahat ve sükûnete erince yataktan kalktılar. Elmas kalpli zevcelerini çağırdılar. Hatice koşa koşa geldi. Kâinatın Fahri'nin karşısında yer aldı. Resuller Serveri başından geçen hali anı anına, noktası noktasına bir bir anlattılar:

- "Korkuyorum ki, Hatice, bana bir zarar gelmesin!"

Henüz hiçbir şeyden haberi olmayan ulvi kadın, her haline o kadar emniyet duyduğu mukaddes Efendisini teselli etti:

- Sana bir zarar erişmesi imkânsızdır. Allah'tan sana böyle bir ceza gelmez. Sen akraba ve yakınlarına her iyiliği gösterirsin, doğru konuşursun, misafirlerine ikram etmeyi seversin, halkın işlerine koşarsın... Böylesine zarar mı erişir? Şad ol ve kalbini güvenle doldur.

Ve mukaddes Efendisini alıp, kendi yeğeni Varaka Bin Nevfel'e götürdü. Varaka din irfanına sahip bir adamdı. Cehalet devrinde putperestlikten çıkıp hakikat yollarına ayak atmış ve bir Allah inancına gönül vermişti. Tevrat ve İncil saliklerinden birçok şeyler işitmiş, İbranice bilir ve İncil'den Allah'ın dilediği kadar bir şeyler yazar dururdu.

Peygamber zevcesi büyük ve fedakâr kadın Hazret-i Hatice:

- Ey amcamın oğlu, dedi; dinle bak, kardeşinin kocası ne söylüyor?...

Varaka Alemin Fahrinden sordu:

- Ey kardeşimin kocası, neymiş söyleyeceklerin?

Resulü Kibriya Efendimiz başlarından geçenleri tek tek anlattılar.

Varaka'nın yüzünde saadet ışıkları parıldadı, zevk ve heyecan içinde sesini yükseltti:

- Telaş etme! O halet vahiydir. Sana müjde. İntizar eden Nebi Sensin! İsa seninle müjde vermiş... Senin o mağarada gözüne görünen varlık Cebrail isimli melektir. Musa Peygamber'e de Vahyi o getirmişti. Ne olurdu, ben de genç olsaydım ve Resullüğünü ilan edeceğin zamana ulaşsaydım da, milletin seni aralarından çıkaracakları demlere yetişseydim...

Resulü Ekrem sordular:

- Milletim beni aralarından; çıkarmak mı isteyecekler?

Evet! Nebilikle gelen herkese milleti düşmanlık etmiştir. Âlemde hiçbir peygamber yoktur ki, düşmansız olsun... Eğer ben o günlere yetişseydim sana büyük yardımlarım dokunurdu.

Rivayet edildiğine göre din irfanlığına sahip Varaka, hep fırsat kolluyor. Bir gün Nebiyyi Muhterem'i Kâbe'yi tavaf ederken buluyor. Hemen yanına yaklaşıp, Onu bir kenara çekiyor ve fısıldıyor:

Ey amca kızının mübarek zevci! Hira dağındaki mağarada başına gelenleri bana anlatır mısın?

Varlık nuru, ilahi tevhidin nağmelerini can kulağı ile duyabilen bu samimi adamın isteğini kıramadı... Hira dağı'nda başına gelenleri bir bir anlattı...

Varaka birden infilak etti, kendinden beklenmeyen şevk ve heyecanla:

Allah'a yemin ederim ki, dedi; Sen O'nun elçisisin ve Hatemün Nebiyyin'sin. Ve sana görünen melek, Hazreti Musa'ya gelen Cebrail'dir. Şimdi kim bilir başına neler gelecek! Kim bilir sana ne iftiralar atacaklar... Seni yurdundan bile edecekler... Peygamberlik yükü ağırdır... Kavmin seni tekzip edecek... Senin ile mızrak mızrağa gelip çarpışacak ve seni öldürmek isteyecek... Eğer ömrüm olur, yüce Allah beni o günlere erdirirse senin için canla başla çalışacağım... Ve senin biricik savunucun olacağım...

Ne devlet, ne saadet ki, şuur gözleri hikmet sürmesiyle sürmelenen Varaka, Allah'ın Sevgilisine, zaman ve mekânın Peygamberine sarıldı. Onun güneş güneş pırıldayan kutsiyet dolu mübarek alnından öptü ve yanından ayrıldı...

Artık Nebiyyi ahir zaman, derin bir tefekkür içinde İlahi tecelliyi gözetliyor...

İlahi tecelliye bakınız ki, Allah, insanı nereye kadar eriştiriyor ve nerelerde mahrum bırakıyor... Varaka, Alemlere Rahmet olanı alnından öpüyor da, onun nübüvvet devrine eremeden ölüyor ve iki cihan sultanının saadet günlerinden mahrum kalıyor...

Vay, bu azim nimetin kadrini bilmeyenlere...