logo

logo

EFENDİMİZİN PEYGAMBERLİK YILLARI

MURAKABE DEVRİ VE HİRA DAĞI

İki Cihanın Saadet güneşi Cenab-ı Ahmed (s.a.v.) in yaşları kırklarına doğru ilerlemekte... Kâinatın iman beşiği olan Mekke ve Mekke yakınlarında Hira dağı... Çırçıplak, sipsivri bir fışkırış halinde göklerin derinliğini, fezanın maviliğini kucaklayan dağ... sarı sarı taşlar, minare boyunda kayalar, dağın eteğinde fıkırdayan kumlar... Âlemlerin Rabbinin, Âlemlerin Efendisi için, nübüvvetinden evvelki şahıs hayatının istiğrak bucağı olarak yarattığı inziva kulesi... Artık, Allah'tan Nebilik fermanını telakki edecekleri bu dağ, Nebiler Nebisine istiğrak sediri olmuştur... Artık, zamanının hemen hemen hepsi orada, o inziva köşesinde geçmektedir. Allah'ın Resulü, ulvi zevceleri Hazreti Hatice'nin hazırladığı yiyecek ve içecekleri alırlar, Hira dağındaki mağaraya çekilirler; bu mağara içinde, tek başlarına günlerce kalırlardı...

Ebediyete açılan vuslat penceresi burada mı yoksa?

Bu mübarek dağ ve oradaki mağara, ne büyük tecellilere sahne oluyor. Burası sükut ikliminin ufku ve fikrin, haşyet içinde baş aşağı ebediyete sarktığı pencere... Ve sessizliğin bir taş halinde donup bütün fezayı bir yıldız gibi kendisine çektiği yer... İşte burada, bu istiğrak bucağında, ebedi hayat müjdecisi, ceddi İbrahim Peygamber'in getirdiği usül ve ölçüyle ibadet etmekte ve yalnız düşünmekte...

Deri derin, ince ince

Bir düşünce, bir düşünce...

Her şey artık O'nu selamlıyordu:

- Selam senin üzerine olsun. Ey Allah'ın Resulü!..

Sağına, soluna, arkasına, önüne ve her yanına baktığı halde ağaçtan, taştan başka bir şey göremedi... Habib-i Huda'yı, İlahi memuriyetinden önce de bir taş selamlamıştı.

Müslim, Tirmizi ve Darimi'nin Cabir Bin Semure'den rivayet ettikleri hadis şöyledir:

- Ben Peygamber gönderilmeden önce, Mekke'de bana selam veren taşı, hala biliyor ve tanıyorum!..