logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MİRACI

KUDUZ KAFİR EBU CEHİL'İN İTİRAZI

Ahmed b.Hanbel'in rivayetine göre:

Küfrün başı Ebu Cehil, Resul-i Erkemin yanına gelip alaylı bir tavırla:

- Ne o, dedi; yine bir şey mi oldu?

Allah'ın Resulü buyurdular:

- Evet...

- Nedir o?

- Geceleyin seyahat ettirildim!

- Nereye?

- Beytü'l Makdis'e!

- Sonra da sabahleyin aramızda bulunuyorsun öyle mi?

- Evet...

- Ben böyle bir yalan görmedim!

Ve ilave etti:

- Bana söylediğin sözü, onlara da söyleyesin diye kavmini çağırsam uygun görür müsün?

Nebiyi Muhterem:

- Evet! Dediler...

Bunun üzerine küfür kuduzu meydan meydan bağırdı ve Kureyşlileri bir araya topladı. Herkes gelip yerini aldı ve Allah Resulünün etrafında halkalandı...

Ebu Cehil'in kan yuvası gözleri fır fır dönüyordu. Çarpık suratında bir ümit ışığı vardı. Bu defa Kâinatın Efendisini mağlup edeceğini sanıyordu:

- Haydi, dedi; bana anlattığını kavmine de anlat!

Âlemlerin Efendisi yine:

- Ben, dedi;geceleyin seyahat ettirildim!

- Nereye?

- Beyt'ül-Makdis'e!...

- Sonra da aramızda sabahleyin bulundun öylemi?

- Evet...

Lanetli kâfirler şaşkınlıklarından el çırpmaya ve gülmeye başladılar... Kimisi de ellerini başlarına koymuş, kin dolu gözlerle Kâinatın Efendisine bakıyorlardı...

Ve çığlığı basıyorlardı:

- Deve ile Mekke'den Şam'a gidiş bir ay, dönüşte bir ay sürer. Muhammed oraya bir gecede nasıl gidip döner?

İçlerinden bazıları da diyor ki:

- Sen bize Beytü'l Makdis'i tarif edebilir misin? Buna gücün yeter mi?

Allah'ın Resulü;

- Gittim, tarif edebilirim! buyurdular...

Varlığın sebebi olan peygamber bu hadiseyi şöyle anlattılar:

- Küreyş beni yalanlayınca Mescid-i Haram'a gidip Hıcır'da Ayakta durdum. Gezdiğim yerler, hususiyle Beytü'l-Makdis hakkında birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit etmiş değildim. Bunun için o kadar sıkıntılanmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim. Derken, yüce Allah, benimle Mescid'i Aksa arasındaki mesafeyi kaldırdı. Ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevaplandırdım. Hatta bana Beytü'l Makdis'in kaç kapısı var? Diye sormuşlardı. Halbu ki ben, onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l Makdis karşımda görününce, ona bakmaya ve kapılarını birer birer saymaya ve bildirmeye başladım.

Bu defa büsbütün hayret ettiler ve:

- Vallahi, dediler; tarifinde tamamıyla isabet ettin!

Ama yinede inanamadılar. Nasipsiz nasiplerinde öylece kaldılar...