logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN MEKKE DÖNEMİ

NAHLE VADİSİ

Kâinatın Efendisi Cenab-ı Ahmed (s.a.v) , ile Hz. Ali'nin yolu bir gün Nahle vadisine düştü. Ne insan var ne cin, ıpıssız bir yer. Hemen Yüce Rabbin huzuruna durdular ve vecd içinde kendilerinden geçtiler...

Tam o anda, uzaktan peygamber amcası ve Hz. Ali'nin babası Ebu Talip göründü ve yeğeniyle oğlunu, kendilerinden geçmiş, Allah'ın huzurunda alınlarını topraklara sürerken buldu...

Durup seyretti...

Dudaklarında tatlı çizgiler...

İş bitince yaklaşıp sordu:

- Ey benim sevdiklerim! Ne yapıyorsunuz böyle, tek başınıza bu kuytu yerde?

Allah'ın Resulü cevap verdi:

- Kibriya olan zata kulluk gösteriyoruz!..

- Bu nasıl dindir?

- Bu din, Allah'ın dinidir. Meleklerin, Peygamberlerin ve ceddimiz İbrahim(a.s)'in dini... Rabbim beni onunla gönderdi... Benim doğru yola davet edeceklerimin ve davete koşması gerekenlerin başında sen varsın! Öyleyse benim hak Peygamber olduğuma şehadet et.

Ebu Talip derin derin düşündü ve sonunda mırıldandı:

- Ben eski dinimden ayrılmam! Lakin Allah üzerine yemin ederim ki sağ kaldıkça kimse sana el uzatamaz... Seni daima koruyacak olan bizzat benim!...

İlahi tecelliye bakınız ki. Kâinatın Efendisinin üzerine titreyen Ebu Talib, evladını feda edecek kadar hak dinine hak verirken, bir türlü kendisini ve kendi nefsini teslim etmiyordu. Nitekim sonuna kadar da teslim edemeyecektir. Peygamberler Peygamberinin amcası, Allah'ın Aslanı ve evliyalar sultanı Hz. Ali'nin babası Ebu Talib'in ruhundaki anlaşılmaz, çözülemez ukde...

İşte böylece açıldı kıvrım kıvrım ebediyette uzanan sonsuzluk caddesi... Üstünde O ve elinden tutarak yürüdüğü yeğeni Hz. Ali(r.a)... Beraberinde de her biri kutup yıldızı ihtişamındaki kırka yakın sahabeler kadrosu...