logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN HİCRETİ

YOLLARDA

Güneşin ilk ışıklarıyla beraber Mekke çalkalanmaya başladı. Mekke'de kasırga... Mekke'de öyle bir fırtına koptu ki, kâfirler deliye döndü. Duran adamın karşısında dişlerini gösteren ve hırlama tecrübeleri yapan mahlûk, o adam ardını dönüp yürümeye başlayınca nasıl köpürür? Öyle köpürdüler...

Küme küme, grup grup toplandılar, heyecanlı heyecanlı konuşmaya başladılar:

- Gittiler ha! Nasıl olup da kaçabildiler? Bizimkilerin başına ne geldi ki, avucunun içinden adamı kaçırdı?..

Ve uzaklaşan mukaddes yolcuların ardından dört bucağa saldırdılar. Bütün yolları, bütün istikametleri didik didik ettiler, her tarafı vıcık vıcık aradılar, taradılar...

Ele geçirebildikleri hiç bir şey yok...

Yok, yok, yok!

O Zat-ı Akdesi yakalayıp getirecek olana yüz deve mükâfat vaat ettiler...

Kâfirlerin domuz burnu, kumlardaki ayak izlerini bir bir eleyerek, çölü kum kum inceliyor...

Yine bir iz, bir işaret yok...

Bu defa yine Hz. Ali'nin başına üşüştüler. Onu fena halde kıstırıp bir ipucu koparmaya çalıştılar:

- Söyle, efendin nereye gitti?

- Bilmediğimi söyledim!

- Muhakkak biliyorsun!

- Muhakkak bilmiyorum!

- Nasıl olur, bir şey bilmemen kabil mi?

- Bilmediğimi biliyorum!

Bütün sıkıştırmalarına rağmen, Haşim ve Abdülmuttalib kolunun en soylu halkalarından Allah'ın aslanı Ali (r.a) ye bir şey yapamadılar...

Allah'ın Sevgilisi, Hazret-i Ali'ye emir vermişlerdi:

- Ben Allah'ın emriyle Medine'ye hicret ediyorum. Sen birkaç gün burada kal; Bendeki emanetleri sahiplerine teslim et ve ardımca gel!..

İlim ve hikmet kutbu Cenab-ı Ali (k.v), Allah Resulündeki emanetleri sahiplerine teslim ederken ilk serinin sonuncu muhaciri olarak Mekke'den çıkmaya hazırlanıyor...