logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN HİCRETİ

MUHASARA

İmansız kalbin dümensiz kafasını taşıyan kâfirlerin nelere tevessül ettiklerini gördünüz...

Peygamberler Sultanının ve Allah Sevgilisinin nübüvvetlerinin beşinci yılı... Müslümanlara karşı dağ dağ yükselen ve dalga dalga kabaran işkence iki sene sürdü... Nihayet Hazret-i Hamza ve Hazret-i Ömer (r.a.) in İslâm

sarayına girişleri ve sonsuzluk çığırına adım atışları ve yedinci yıl...

Peygamberler Peygamberini öldürmekten başka çare göremeyen, bunu da beceremeyen azgın ve sapık kâfirler büsbütün çıldırdı... Bütün çarelerin ve tazyiklerin beyhûde olduğunu gören Kureyş müşrikleri kafa kafaya verip düşündüler ve yeni bir karar aldılar:

- Aramızda yeni bir muahade yapalım! Bundan böyle Hâşim ve Abdülmuttalib kollarıyla hiçbir muameleye girişmeyelim. Onlara ne alış, ne veriş, ne selâm, ne kelâm edelim... Ne kız alalım, ne kız verelim... O bize teslim edilmedikçe de sulha yanaşmayalım!..

Kanayan insan kafalarına bakınız...

Yani boykot!

İktisadî, içtimaî, ruhî boykot!

Boykotçuluk, tâ o zaman var. Hâşim ve Abdülmuttalib oğullarını iktisadî, içtimaî, ruhî çember içine almak ve orada çaresizlik içinde çırpındırmak... Bu karardan sadece kuduz kâfir Ebu Leheb müstesna.

Ahitnâmeyi kâğıda benzer bir şey üzerine yazdılar ve Kâbe'ye astılar. Ahitnâmeyi yazan adamın eli kurudu.

Bunun üzerine bütün Hâşim ve Abdülmuttalib kolları Peygamber amcası Ebu Talib'in mihferi etrafında çevrelendi. Bu hâl iki üç yıl sürdü...

Bu yıllar içinde Hâşim ve Abdülmuttalib kollarına açıkça bir buğday tanesi bile götüren olmadı...

Allah'ın Resûlü ve onun kader arkadaşları, ezâ ve cefâ defterinin bu en vahşi maddesine de göğüs gerdiler...

Ellerinde "sabır" dan başka bir şey de yoktu... Ve sabrettiler, dayandılar, Allah'a sığındılar... Elbette bu hicran gecesinin bir gündüzü olacaktı... Ve o günün gelmesi pek yakındı...