logo

logo

EFENDİMİZİN GENÇLİK ÇAĞI

FİCAR MUHAREBESİ

Cahiliyet devrinde Araplar arasında sık sık cinayetler vuku buluyordu. Ardı arkası kesilmeyen kan dâvaları bir çığ gibi büyümüştü.Ficar muharebesi de bunlardan biriydi.

Ficar muharebesi, Araplar arasında dört defa vuku bulmuştu. Birincisinde Allah'ın Resulü 10 yaşındaydı.

Bir gün,Gıfarilerden bir adam, Ükâz panayırında ayaklarını uzatıp oturmuş ve avaz avaz bağırmıştı:

- Arapların en şereflisi benim.

Araplardan biri hemen kılıcını çekip bu adamın ayağını kesmişti. Ve halk birbirine girmiş, böylece muharebe başlamıştı...

İşte bunun gibi nice fındık kabuğunu doldurmayan sebepler yüzünden kanlar dökülüyor, insanlar birbirini kırıyordu. İnsanların cehalet damarları kabarıyor, yüzlerinde gazap gazap kin beliriyordu...

İnsanlığın Efendisi, bazen bu cenklere amcası Ebu Talib 'in peşinden gider, seyirci kalırdı. O sırada kendisi hangi tarafta bulunursa, üstünlük o tarafın eline geçerdi.

Bu zafer güneşinin kendi saflarında pırıldamasını Ebu Talib'den sananlar yalvarırlardı:

- Ne olur, yâ Ebu Talib; yanımızdan ayrılma!..

Halbuki iş başkaydı. Zafer güneşi, bizzat Allah'ın Resulüydü. Onun bulunduğu saflar bir kar makinesi gibi düşmanı püskürtüyordu...

Bu dökülen kanlar neydi, bu kargaşalığın ve ahlâk fesadının sonu nereye varacaktı?

Nihayet bu ahlâk fesadına bir çare bulmak için Kureyş büyükleri toplandılar ve bütün kabileleri Hılfu'l Fudul isimli bir and etrafında birleştirdiler...

Ahd ve and merasiminde Allah'ın Resulü de bulundu; ahlâk düzeltici bu anlaşmayı pek sevmediler ve daima andılar...

Yakubi 'ye göre Abdülmuttalib 'in kızı Atike veya Beydâ hatunun hazırladığı bir çanak koku ortaya konuldu.

Herkes birer birer ayağa kalktı, ellerini koku çanağına batırdı ve şöyle and içti:

- Vallâhi, bundan böyle Mekke 'de yerli olsun, yabancı olsun, zulme uğramış hiçbir kimse bırakmayacağız!

Zulme meydan vermeyeceğiz! Mazlumlar, zâlimlerden hakkını alıncayadek mazlumlarla birlikte hareket edeceğiz!

Denizlerin, bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hirâ ve Sebir Dağı yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe 'ye istilâm ibadeti ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz!..

İleride bir gün Allah'ın Resulü şöyle buyuracaktır:

- Ben vaktiyle Abdullah bin-i Cüdân 'ın evinde bir muahedeye şahit oldum. Arabın bütün develerini verseler, o ahit ve sözden dönmem! Bugün bile bir mazlum tarafından o ahde dayanılarak imdat istense derhal yetişmekte tereddüt göstermem! Zira İslamiyet sadece hakkın yerine gelmesi ve mazlumun nusret bulması için nazil oldu.