logo

logo

EFENDİMİZİN GENÇLİK ÇAĞI

NİÇİN UNUTTULAR

Her şeyi biliyorlardı.

Peki, niçin unuttular?

Yazık ki unuttular...

Onlar ki, İbrahim aleyhisselam'ın oğullarıdır; her şeyi biliyorlardı.

Şimdi neden unuttular?

Âlemleri yoktan var eden, varlığından herkesi haberdar eden Yaradanı ve onun has ismi "Allah" kelimesini biliyorlardı.

Unuttular...

Cihan günleri karardıkça karardı. Hidayet çeşmeleri kurudu, hakikat güneşleri söndü. Ve insanlık her şeyi unuttu...

Elleriyle yontulmuş ve kâbuslardaki hayallere benzetilmiş yığın yığın put... Ve putların önünde dizi dizi insan...

Hakkı bilen, ebediyet caddesine ayak atan hiç mi yok?

Var.

Bu karanlıklar içinde hakikat güneşinin zulmet perdelerini delen ışıkları da var. Bu ışıklar zaman ve mekân boyunca hiç eksik olmadı. Bunlar, tam ve riyazi bir çizgi halinde, Allah Resulünün, babadan oğluna nesil koluydu...

Ve insanlığı kurtaracak olan büyük Resul bu koldan gelecekti...

Bir de, sağda ve solda, aynı ışık çıkıntılarından pay alanlar vardı. Bunlar, fert fert, Allah'ın kalplerine hidayet verdiği insanlardı. Bunlar unutulan muhteşem tevhit bestecisi, yakıcı, mest edici bir ahenk gibi kalplerinin derinliklerinden hecelemeye çalışıyorlardı. Şuur gözlerine hikmet sürmesi çekilen bu insanlar hep hakkı arıyorlardı. Hazret-i Âdem ile başlayıp son resul ile kemale erecek Müslümanlığı sezer gibiydiler.

Bunlardan biri de Kuss bin-i Saide idi...

Batan güne doğmak üzere bulunan güneşler güneşinin çıkıntılarına bakıp, top yekûn kâinatın bir azim zuhura karşı bekleme halinde bulunduğunu seziyordu...

Hem öyle seziyordu ki, dininden irfan incileri saçılıyordu.

İyad kabilesinin ulusu Kuss bin-i Saide, belki yüz yaşına ayak basmak üzere, belki yüz yaşını aşkın bir ihtiyardı.

Allah Resulünün bir ışık çağlayanı içinde yüzdüğü ve gaipten sesler duyduğu günler, Kuss bin-i Saide'nin de dillere destan meşhur ve muhteşem hitabesini "Suk-u Ukaz" da okuduğu demlere rastlar...