logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN GAZALARI

KIBLE

Kâbe, Kâinatın iman beşiği ve insanoğlunun ilk mescidi...

Hazret-i Adem'le başlayan, İbrahim (aleyhisselam) de kemâlini bulan ve işte şimdi zirveleşecek olan ilâhi esrar noktası... Nice gönülleri pınar pınar çağlatacak olan hikmetler yuvası ve zemzem yatağı...

Cenâb-ı Halilullah'ın kıblesi Beytullah...

O, gerilerde kalmıştı. Şimdi kıble Kudüs'teki Mescid-i Aksa idi...

Allah'ın Resulü, Kâbe'nin içinde ve yanıbaşında namaz kıldıkları zaman da, mübarek yüzlerini Kudüs'e doğru çeviriyorlardı...

Ve nur şehri Medine'de de aynı hâl, bir yıl dört ay devam etmişti.

Medine Yahudilerle kaynıyor ve onların kıblesi de Kudüs... Bundan lânetli Yahudiler, kendilerine pay çıkarıyorlar ve sinsi sinsi konuşuyorlar:

- Muhammed ve sahabeleri, biz gösterinceye kadar, kıblelerinin neresi olduğunu bilmiyorlardı!..

Bu sözler, Kâinatın Efendisinin, mukaddes gönlünü incitiyor ve ızdırap veriyordu.

Allah'ın Sevgilisi bir gün Cebrâil gelince ona içini döktüler:

- Yâ Cebrâil! Allah'ın, yüzümü, Yahudilerin kıblesinden Kâbe'ye çevirmesini arzu ediyorum.

Cebrâil (a.s):

- Ey Allah'ın Resulü, dedi; ben ancak bir kulum; sen Rabbine niyaz et! Bunu, ondan iste...

Allah'ın Sevgilisinin elleri ulvilik âlemlerinde ve gönlü hep niyazda... Ne zaman Mescid-i Aksa'ya doğru namaz kılacak olsalar, mukaddes başlarını göklerin mavi derinliklerine doğru kaldırıyorlar...