logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

BİLENLE BİLMEYEN

Uzaklarda bir adam var... Bu adam, o devrin ilim sahibi... İnsan tavır ve şekillerinden mânalar çıkarıyor... Ara sıra da Mekke'ye geliyor... Kureyş büyükleri hemen etrafına halkalanıyor ve çocuklarını ona gösteriyor, ondan istikbal hakkında bilgi istiyorlardı. Bu adam da, çocukları şöyle önüne diziyor, uzun uzun yüzlerini, tavır ve hallerini inceliyor:

- Şu şöyle, bu böyle! Diye bir takım haberler veriyordu...

Tesadüfe bakın ki aynı adam, Allah Resûlünün Ebu Talib'in himayesine geçtiği ve onunla birlikte yaşamaya başladığı günlerde yine Mekke'ye geldi... Mekkeliler gürül gürül adamın etrafına üşüştü...

Ebu Tâlib de, yanına mukaddes yeğenini alarak kalabalığın arasına girdi. Adam, nur çocuğa kısa bir göz attı. Fakat işi fark eden olur diye nazarlarını hemen çekmeye mecbur oldu... Bir müddet sonra adamın işi bitti... Adam, gözleriyle etrafı taradı, başını çehreler üzerinde gezdirerek, bir hayli arandı ve nihayet aradığını buldu, çığlığı bastı:

- Bana hemen deminki çocuğu getiriniz! Şu yüzünü bir an görebildiğim çocuğu... Allah bilir ki, onun pek esrarlı ve acayip bir şânı var! Onun gözlerinde okuduğum mânâ büyük bir şanın sahibi olduğunu gösteriyor...

Ebu Talib, kalabalığın içinde, adamın bu kadar ısrarını görünce kuşkulandı...Bu adam, ne demek istiyor ve bu sözlerden muradı ne?

Mukaddes yeğenini göstermek niyetinden vazgeçti ve O'nu kucakladığı gibi oradan kaçırdı...

Adamın sözleri hala kulaklarında çınlıyordu:

- Allah bilir ki, onun pek esrarlı ve acayip bir şanı var!..