logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

NUR ÇOCUK ANNESİNE TESLİM EDİLİYOR

Annelerin Sultanı Hz. Amine ciğerparesini karşısında görünce sevincinden uçtu. Halime hatuna:

- Ey Halime, dedi; çocuğu niçin getirdin? Onu, yanında alıkoymak için ısrar edip durmuştun, şimdi ne oldu?

- Artık oğulcuğumu Allah büyüttü. Ben üzerime düşeni yerine getirmiş bulunuyorum. Onun başına birtakım felaketler geleceğinden korktuğum için, onu sana getirip saadet içinde teslim ediyorum!

- Hayır! Çocuğu teslim etmenin sebebi bu değildir. Sen, bana işin doğrusunu söyle... Yoksa, ona şeytan dokunabileceğinden mi korktun?

- Evet!

- Hayır, hayır! Allah'a yemin olsun ki, şeytan ona dokunmaya hiçbir zaman yol bulamaz... Benim oğlumda büyük bir hal ve şan vardır... İstersen, onu, sana anlatayım!..

- Olur, anlat.

- Ben ona hamile olunca, içimden bir nur çıktığını, bu nurun bana Şam topraklarından Busra'daki sarayları aydınlattığını gördüm.

- Onun pek mübarek bir çocuk olduğunu ben de biliyorum...

- Ey Halime! Onu bana bırak da doğruca selametle yurduna git...

- Pekala!

Nur-u cihan böylece Hz. Amine'ye teslim edilmişti.

Vücudu alemlere rahmet olan nur çocuk, şimdi aziz annesinin dizinin dibinden ayrılmıyordu. Önünde dipsiz sahra, başında derin feza ve kulaklarında, Badiye'de büsbütün berraklaşan ve derinleşen ilahi hikmetler kıvrım kıvrım...

Gök bütün maviliğiyle onu süzmekte, ay bütün nuru ile onu öpmekte, geceler bütün serinliğiyle onu kucaklamakta, alem bütün varlığıyla ona hayran hayran bakmakta...

O ki, hep o yüzden varız.

O olmasa ne yaparız?..