logo

logo

EFENDİMİZ (S.A.V)'İN ÇOCUKLUK YILLARI

SÜT ANNE

Âmine hatun varlık nurunu 3 gün emzirdikten sonra, Nur çocuk Süveybe hatuna verilmişti. Süveybe hatun İnsanlığın Efendisini emzirirken, Abdülmuttalib de Beni Saad kabilesinden Haris'in zevcesi Halime'yi buldu. Halime hatunun kucağında Abdullah isminde bir oğlu ile yanında Şeyma (Üneyse) adında Nur çocuğa bakabilecek yaşta bir kız vardı...

O devirde yeni doğan çocuklarını süt anneye vermek, Kureyş ulularının adetiydi... Badiye'de yaşayan kabilelerin yeni anne olmuş kadınları da, şehre inerler ve yüksek ailelerin çocuklarını alıp Badiye'ye götürürler, onlara sütninelik ederlerdi ve bakarlardı...

Nur-u cihana sütanne olmak şerefi Halime hatuna kaldı...

Halime hatun anlatıyor:

- Beni Saad kabilesinden birçok kadın, Mekke'ye geldik. Mekke büyüklerinin emzirilecek çocuklarını alıp yetiştirelim diye... Benimle gelen kadınların hepsine Allah'ın Resulünü sundular. Öksüzdür diye kimse kabul etmedi... Kadınlardan her biri kısmetini buldu gitti. Elleri boş, bir ben kaldım. İşte tam bu sırada Abdülmuttalib ile karşılaştım. Bana sordu:

- A hatun sen nerelisin?

- Beni Saad kabilesindenim.

- Adın nedir?

- Halime!

- Ne güzel, ne güzel! Saad ve Hilm, iki haslettir ki dünyanın hayrı da, ahiretin izzet ve şerefi de bunlardadır! Ey Halime! Benim yanımda yetim bir çocuk var. Onu Beni Saad kadınlarına arz ettim. Kabul eden olmadı. Gel, sen o yavruya annelik et... Belki onun yüzünden mutluluğa erersin!..

- Bana biraz müsaade verir misin?

- Ne yapacaksın?

- Kocama danışacağım.

- Pekâla!..

Zevcime koşup dedim ki:

- Ellerim boş dönmek bana ağır geliyor. Bende o yetimi alsam ne dersin?

- Almanda bir beis yok. Belki de Allah bize onun yüzünden bereket ve hayır verir...

Bunun üzerine Abdülmuttalib'in yanına döndüm:

- Hani, çocuk nerede? Dedim. Abdülmuttalib'in yüzü parladı.

Çocuğu almaya gittim. Mübarek vücudunu bir yeşil ipeğe sarmışlar, üstüne de beyaz bir sof dolamışlar. Beyaz sof sütten ak ve misk kokulu... Allah'ın Sevgilisi arka üstü yatmış, mışıl mışıl uyuyor. O kadar güzel, o kadar can alıcı bir tatlılık vardı ki, yüzüne dalıp kaldım ve uyandırmaya kıyamadım. Ellerimi göğsünün üstüne koydum... Gözlerini açtı, yüzüme baktı ve gülümsedi... Sanki gözlerinden, gökleri tutan bir aydınlık fışkırdı. İki gözünün arasından öptüm. Sağ mememi verdim, aldı. Dilediği kadar süt emdi. Derken sol mememi verdim, almadı. Ondan sonra hiçbir defa sol mememden süt emmedi. Hep sağ, daima sağ memeyi emdi...