logo

logo

ALEMLERİN HÜZÜN YILI

EMİR

- Ebu Bekir'e haber verin namazı o kıldırsın !

Hazret-i Aişe atıldı:

- Babam çok rikkatli bir insan. Ayetleri okurken hıçkırıklar içinde kalıyor.

- Ebu Bekir'e haber verin, namazı o kıldırsın!

- Aman, ey Allah'ın Resulü.

- Ebu Bekir'e haber verin, namazı o kıldırsın!

- Elinden gelmez, ey Allah'ın Resulü! Böyle bir vazifeye takat getiremez o!

Emir, aynen tekrar edildi.

Hidayete ermiş ümmetin en ulu rahmeti, rikkat ve merhamet madeni Hazret-i Ebu Bekir, Peygamber Mescidi'nde ve sahabilerin önünde, imam.

Sıddık-ı Ekber'in müstesna kızı Hz. Aişe, Sonsuzluk Nebisinin başuçlarında. Dudaklarında Kur'an'dan ayetler. Allah'ın Resulüne okuyup üflüyor ve Allah'ın Sevgilisinin mukaddes ellerini alıp onlarla mübarek başını meshediyor.

Kâinatın Efendisinin dudaklarında çiçek çiçek bir tebessüm.

Yine o mübarek annemiz anlatır:

- Kardeşim Abdullah hizmet için geldi. Âlemin Fahri, göğsüme dayanmış, dinleniyordu. Kardeşimin elinde, taze bir misvak. Allah'ın Resulü misvaka nazar ettiler. Misvakı alıp yumuşattım ve kendilerine, "Buyurun, ey Allah'ın Resulü!" diye takdim ettim. Dişlerini misvakladılar. Öyle ki o güne dek, bu kadar güzel, bu kadar zarif diş oğduklarını hatırlamıyorum.

- (Ya Aişe) Hepsi yedi altınımız olacak. Sadaka edin! Hemen bayılıverdiler.

Ayılınca buyurdular:

- O altınları getiriniz!

- Buyurunuz, ey Allah'ın Resulü. Ve altınları alıp fakirlere gönderdiler.

Sık sık bayılıyorlar. Hastalık çok şiddetli ve hararet oldukça yüksek.

Mukaddes başları, Hazret-i Aişe'nin göğsünde, fezalar dolusu yıldız, benek benek sema ağlıyor mu ne?

Her şey bir başka şeyden haber veriyor ve ölüm rüzgârı ömür bahçesinde, esip duruyor.