logo

logo

ALEMLERİN HÜZÜN YILI

PEYGAMBER MÜEZZİNİ HZ. BİLAL (R.A)

Peygamber müezzini Cenabı Bilal, Allah Sevgilisinin defninden evvel son ezanı okuyor. Bilal (r.a)'in yanık sesi, göklere doğru hıçkırıklar halinde yükseliyor. Gözlerinden dökülen şebnem damlası yaşlar sakalına doğru akıyor.

Nur beldesi Medine bir garip çağlayış ve inleyiş içinde.

Hazreti Üsame'nin başkumandanlık sancağı, peygamber Mescidi'nin kapısı önünde hüzünlü hüzünlü dalgalanıyor.

Taraf taraf nur cümbüşü içinde yatan Allah Resulünün mübarek vücudu. Aynı yerde duruyor!

Sahabeler, üç gün, üzerlerine cenaze namazı kıldı. İmamsız ve cenaze namazı okumaksızın. Üç gün böylece kaldılar. Herkes tek tek gelip namaz kıldı. Bu hususiyetler yalnız Allah Resulüne mahsus olup başkaları hakkında caiz değildir.

Kâinatın Efendisi, "Er Refikü'l Ala=Yüce dost!" hitabıyla Allah'a kavuştukları noktaya defnedildiler. Mukaddes bedenlerini kucaklayacak olan kabirlerini, Hazreti Ebu Ubeyde ile Hazreti Ebu Talha, kazdılar. Üzerlerinde vefat ettikleri yatak, kabrin zeminine döşendi.

Gasil işiyle, Hazreti Ali, Hazreti Abbas ve Fadl İbni Abbas meşgul oldular. Allah'ın Sevgilisini soyacakları an, latifi bir ses duyuldu:

- Onu elbiseyle gaslediniz!

Öyle yapıldı. Mukaddes vücutlarına su döküldükçe insanı mest edici semavi bir koku yayıldı.

Öyle tatlı bir ıtır ki, adeta insanı bayıltıyor. Cennetten mi geliyor, Arştan mı süzülüyor, belli değil.

Kabre, Hazreti Ali, Hazreti Abbas ve Abbas'ın iki oğlu indi. Genç kumandan, evlat makamındaki Hazreti Usame de aralarında.

Allah'ın Resulü'nün âleme rahmet olan vücudunu toprağa koydular ve üzerini örtüp meydana çıkan düzlüğe yaşlı gözlerle baktılar.

O zaman, insanlık hurisi Hazreti Fatıma (r.a) geldi. Kabirden bir avuç toprak alıp yüzüne gözüne sürdü. Hıçkırıklar içinde ve gözyaşı selinde şöyle dedi:

"Hazreti Ahmed'in toprağını koklayan, zaman boyunca misk kokusu almasa ne gam!.. Benim üzerime öyle bir musibet çöktü ki, eğer gündüzlerin üzerine çökseydi gece olurdu.

Ey Sevgili Peygamber! Bol yağmurunu kaybetmiş ve bereketten mahrum kalmış toprak gibi bizde seni kaybettik. Seni kaybettiğimiz zamandan beri Cenab-i Hakkın, her ayeti, her suresi adeta ayrı ayrı bir kitap teşkil eden Kuran-ı Kerim'in vahiy yoluyla gelişini de kaybetmiş bulunuyoruz.

Ah! Keşke senden önce o ölüm bize uğrasaydı ve senin ölüm haberin bize geldiğinde, keşke bizim üzerimizde kumlar ve topraklar yığılıp aramıza engel olsaydı da, bu hali görmeseydik !"

Peygamber kızı derin ve ince Fatıma (r.a) şöyle devam eder:

"Gökyüzünün ufukları karardı, güneş de dürülüp yas tutmuş gibi nurunu kaybetti. Gece ile gündüz birbirinden ayırt edilemez bir halde karanlığa gömüldü.

Nebiyyi Âhir zamanın vefatından sonra yer kürenin, bu ayrılığa üzülmekten dolayı varlıktaki yeri bir kum yığını haline geldi. Bu sebepten yeryüzünde sarsıntılar ve çalkantılar çoğaldı.

(Ey Allah'ın Resulü, Ey benim aziz babam!) Varsın dünyanın doğusunda ve batısında bulunup senin vefatını işiten bütün yaratıklar ağlasın. Varsın Mudar ve Yemen kabileleri ağlasın. Senin ayrılığına üzülmekten, yüzüme gözyaşları resimler yaparak geceliyorum. Gönlümde ise kocaman yarlar hüküm sürmekte, canım yanmakta ruhum sızlamaktadır.

Sabır esasen her yerde güzel bir şeydir. Fakat (ey benim babam!) senin ayrılığına dayanmak güzel olmak şöyle dursun, pek ayıptır üstelik.

Benim üzüntüm, ağlayıp sızlamam ayıplanmaz. Eğer ayıplayan bulunursa, gözümden akan ve coşup taşan yaşların durmayıp çoğalması o ayıplamaya bir cevap teşkil edecek ve ölünceye kadar hiç durmadan akıp gidecektir..."

Kâinatın Efendisinin vefatından sonra Cenab-ı Fatıma'nın bir kerecik güldüğü görülmemiş ve onun ayrılığına ancak altı ay dayanabilmiştir.