Muhammedi nûr, Abdülmuttalib' in alnýný pýrýldatmada... Abdülmuttalib, günlerden bir gün, Kâbe hareminde yatmýþ, uyumakta... Uyandýðý zaman dehþetinden ve hayretinden zýpladý...
Vaktiyle Amr bin Hâris 'in tâbirleri, Allah 'ýn evi Kâbe 'de türlü fesada kalkmýþ, yüce Allah da bunlarýn üzerine bir düþman musallat ederek onlarý ezdirmiþtir...
Asil ve soylu Abdülmuttalib'in bir gece rüyasýnda önüne heybetli bir adam dikildi ve seslendi...
Abdullah, güzel ki, hem ne güzel!... Altýn saçlý, gümüþ bedenli, her azasýndan nur ve ýþýk fýþkýran bir genç... Muhammedi nûru alnýnda taþýyan bir genç...
Muhammedi nûr, Âmine Hatun'un hamile kalmasiyle beraber, Abdullah'ýn alnýndan uçmuþ, rahminde insanlýðýn efendisine ve varlýðýn tâcýný taþýyan anneye intikal etmiþti...
Hz.Abdullah vefat edince melekler Allah'a dediler ki: - Resûlün öksüz kaldý yâ Rabbi. Allah Teâlâ buyurdu: - Onun koruyucusu ve yardýmcýsý benim...
Dünya, sýkýlmada, daralmada, boðulmada... Dünya ve içindekiler, bir büyük sancýnýn girdabýnda... Ýnsanlýk günden güne çýldýrmakta, feryadý fezayý tutmada... O karanlýk devri þiir diliyle þöyle anlatabilirim ancak...
Gebeliðin altýncý ayýnda bir gece karþýma esrarlý bir adam çýkýp dedi ki: - Yâ Âmine! Bil ki, sen âlemlerin hayrýna gebesin. Doðurunca ismini Muhammed koy ve hâlini hiç kimseye açma!...