Muhammedi nûr, Abdülmuttalib'in alnýný pýrýldatmada... Abdülmuttalib, günlerden bir gün, Kâbe hareminde yatmýþ, uyumakta... Uyandýðý zaman dehþetinden ve hayretinden zýpladý... Gördüðü Abdülmuttalib, bildiði Abdülmuttalib olmaktan çýkývermiþti... Gözleri sürmelenmiþ, yüzüne muhteþem bir güzellik sinmiþ, her çizgisinde ayrý bir mâna, her noktasýnda tatlý bir edâ yüz göstermiþ... Bu ne? Yoksa uykuda, üzerinden geçen esrarlý bir nefha mý var? Yoksa, güzellik göðünden üzerine yýldýzlar mý yaðmýþ?..
Bunu kimin, hangi esrarlý parmaðýn yaptýðýný bilemedi. Doðru babasýna koþtu ve çýðlýðý bastý: - Aziz babam! Bu halden anlayan birine götür beni,çâreme bak benim!...
Babasý elinden tutup Kureyþ kâhinlerine götürdü. Kâhinlerin gözleri de hayretten açýlmýþ... Bu güzellik, kimi büyülemez ki... Bu hâlden þöyle bir mâna süzdüler:
Baba durur mu hiç! Abdülmuttalib'i hemen evlendirdi. Bir müddet sonra Abdülmuttalib'in zevcesi öldü ve ikinci defa evlendi. Abdülmuttalib'in vücudunda mest edici kokular buram buram tütüyor ve alnýndaki nur ýþýk saçýyor... Öyle bir ýþýk ki, gündüz içinde ayrý bir gündüz... Elmaslarý gölgede býrakan ilâhi pýrýltý. Artýk Abdülmuttalib Mekke halkýnýn kutlu bildiði bir çocuk... Mekke çevresinde ne zaman kýtlýk olsa, yaðmurlar kesilse, Abdülmuttalib'i tepelere çýkarýrlar ve onun yüzüsuyu hürmetine Cenâb-ý Haktan yaðmur isterlerdi. Abdülmuttalib'in alnýndaki Muhammedi nûr aþkýna da gökler delinir, bardak bardak yaðmur boþanýr ve Kureyþ saâdet içinde evlerine dönerdi... Muhammedi nûru alnýnda taþýyan Abdülmuttalib yine Kâbe'nin hareminde ve uyku hâlinde... Yine müthiþ bir rüya:
Arkasýndan gümüþ zincirler fýþkýrmýþ ki birinin ucu göklerde, birinin ki güneþin doðduðu yönde, öbürünün ki de batý tarafýnda... Ýplik iplik her istikamete daðýlan zincirler, nihayet bir aðaç nizamýnda çiçek çiçek, düðüm düðüm... Sonra dal dal þubeleniyor ve yaprak yaprak açýlýyor... Yapraklar üzerinde gözleri kamaþtýran pýrýltýlar ve her yapraðýn üzerinde, inci gibi donmuþ bir nûr... Ve þebnem damlasý gibi akýl ve ruhu kamaþtýran bir pýrýltý...
Aðaç, daldan kollarýný, yapraktan ellerini göklere açmýþ... Ve bu her noktasýndan buram buram hayat tüten aðacýn gövdesine, dallarýna, bütün girinti ve çýkýntýlarýna asýlýp kalmýþ mahþeri bir insanlýk... Abdülmuttalib gözlerini açýyor ve müthiþ rüyanýn tesiriyle koþuyor ve gördüklerini anlatýyor... Rüyayý tâbir ediyorlar: - Müjdeler olsun sana! Senin soyundan öyle biri gelecek ki, bütün yer ve gök halký O'nu insanlýðýn kurtarýcýsý bilecek... Ve gerçekten O, insanlýðý kurtaracak... Abdülmuttalib, üçüncü defa Fâtýma isimli bir kýzla evlendi ve Âlemlerin Efendisine baba olmak þerefini taþýyan Hz. Abdullah o kadýndan dünyaya geldi... Hz.Abdullah; Âdem Peygamberden bu tarafa nesil nesil gelen mukaddes emaneti taþýyanlarýn sonuncusu ve doðrudan doðruya esas sahibine teslim edicisi... Hz. Abdullah'a, boðazlanmýþ mânasýna "Zebih" lâkabý takýlmýþtýr. Bu lâkaplandýrýlýþýn da zevkli ve esrarlý bir hikâyesi var... |