Asil ve soylu Abdülmuttalib'in bir gece rüyasýnda önüne heybetli bir adam dikildi ve seslendi:
- Yâ Abdülmuttalib! Muradýna erdin... Nezrini yerine getir! Abdülmuttalib dehþetler içinde uyandý ve hemen bir koç kesti. Yine rüyada bir ses: - O kurbandan daha büyüðü olmalý!... Uyandý ve bir sýðýr kesti... Ayný rüya, ayný hâl: - Daha büyüðü, daha büyüðü!.. Terinden sýçradý; koþtu býçaða sarýldý... Bir deve kesti... Fakat yine ihtar: - Olmaz! Onun daha büyüðü... Abdülmuttalib haþyetle sordu:
- Daha büyüðü, daha büyüðü, diyorsunuz. Bundan büyüðü nedir?
- Oðullarýndan biri!... Ahdettin, nezrettin, Allah sana on erkek evlât verdi... Þimdi onlardan birini kurban et!.. Bu tecelliden Abdülmuttalib'in aklý kamaþtý ve hayretler içinde kaldý. Ne yapmalýydý? Nezrini nasýl yerine getirmeliydi. Çünkü Allah'a söz vermiþti... Oðullarýný huzuruna aldý ve onlara: - Oðullarým, dedi; ne dersiniz? Asil ve soylu çocuklar babalarýnýn emrine boyun büktüler ve dediler: - Sen bizim babamýzsýn, hükmüne razýyýz. Ýçimizden kimi istersen kurban et... Evlâdýn hangisine kýyýlabilir ki? Hangisi feda edilebilir ki? Ama Allah'a verdiði sözü mutlaka yerine getirmeliydi. Çünkü yüce Allah onun dileðini vermiþti... Bir çare düþündü. Oðullarýnýn ellerine birer ok verdi ve üzerlerine isimlerini yazdýrdý... 12
|