Peþinden, nur fýþkýran, saadetlerin en varýlmazýyla gülümseyen o yüze baktý:
- Hayatýnda ne güzeldin, ölümünde ne güzelsin! Ve devamla, ölüm dâvasýnýn, hiçbir zaman söylenmemiþ ve söylenemeyecek en güzel sözü söyledi: - Öldün! Ýkinci defa ölmeyeceksin! Cihanýn peygamberlerden sonra en büyüðü Cenâb-ý Sýddýk (r.a), hücreyi, evi, sokaðý, mescidi dolduran insanlara hitap etti: - Ey nâs! Kim Muhammed (s.a.v) e tapýyorsa bilsin ki, Muhammed öldü! Kim Allah'a tapýyorsa bilsin ki, Allah ölmez, hay ve lâyemuttur! Hazret-i Ebu Bekir (r.a) in bu haykýrýþý, yýldýrýmdan bir kamçý gibi, baþlar üzerinde þaklar þaklamaz akýllarý kurtardý. Aklý kurtaran, akýl deðil, ruh olmuþtur. Ve hilm âlemi yüce Sýddýk devam etti; dilinde bir âyet: "Muhammed bir Peygamberden baþka (bir þey) deðildir. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiþtir. Þimdi O, ölür, yahut öldürülürse ökçelerinizin üstünde (gerisin geri) mi döneceksiniz? Kim böyle iki ökçesi üzerinde (ardýna) dönerse elbette Allah'a hiçbir þeyle zarar yapmýþ olmaz. Allah þükr (ve sebât) edenlere mükâfat verecektir." (Al-i Ýmran /144) "Muhakkak sende öleceksin (Habibim), onlar da elbet ölecekler" (Zümer / 30) Artýk müthiþ hakikat herkesçe kabul edilmiþ, gönüller hicran ateþiyle daðlanmýþtý. Nur þehri Medine çýðlýklar içinde. Saplandý sinelere hasret ve hicran oku,
Ýç gözlerine ilahi nurun sürmesi çekilen yüce sahabe Ýbn-i Abbas Hazretlerinden: Sahabeleri o derece þaþkýnlýk istila etmiþ bulunuyordu ki, bu âyeti Hazret-i Ebu Bekir'in dilinden duyuncaya kadar Allah'ýn bu âyeti inzâl ettiðini sanki bilmiyorlardý da þimdi Ebu Bekir 'den öðrenmiþlerdi. Ve her iþiten sahabenin dili ayný âyeti okuyordu. Bir acayip manzara ki, bütün gönüller firkat ateþiyle daðlanýyordu. Bu müthiþ hakikat herkesin gönlüne damla damla dolmuþtu. Yüce Fâruk (r.a), o günkü halini þöyle anlatýr: Allah'a yemin ederim ki, Ebu Bekir, Al-i Ýmran âyetini okuyuncaya kadar Allah Resulünün vefatý hakkýnda kanaatim yoktu. Ne zaman ki, âyeti iþittim, dehþet içinde kaldým. Ayaklarým beni tutmaz oldu. Nihayet Hz. Ebu Bekir'in sesi kulaðýmýn dibinde çýnladý: "Ýnneke meyyitün ve innehüm meyyitun = Habibim! tabii sen de öleceksin, onlarda elbet ölecekler!"(Zümer / 30) Artýk müthiþ gerçeði öðrenmiþtim ve olduðum yere düþtüm. Cihanýn adâlet sultaný Hazret-i Ömer (r.a), orada düþtüðü yerde hemen iplik iplik göz yaþý döküyor, hemde þöyle diyordu: - Biebi ente ve ümmi ya Resulâllah... = Babam anam sana fedâ olsun ey Allah'ýn Resulü, senin (mescid-i þerifte) yanýnda hutbe irâd ettiðin bir hurma aðacý vardý. Cemaat çoðalýnca sesini onlara iþittirebilmek için minber yaptýrmýþtýn. Senin firakýndan o hurma aðacý inlemiþti de ancak üzerine elini basarak sükuna gelebilmiþti. Ehl (ve ashabýn) sana feryâd etmeye o aðaçtan daha haklýdýr. Çünkü sen onlardan ayrýldýn. |